Yargıtay başkanlar kurulu bildirisini, ülkede yeni bir safhanın başlangıcı olarak görmek mi gerekir? Pek çok kişi bu sorunun cevabını düşünüyordur.
Bu yazının başlığını Yalancının mumu yatsıya kadar yanar diye de çıkartabilirdim. Ya da atasözünü Doğruyu konuşmayanın mumu en geç yatsıda söner şeklinde rötuşlayabilirdim. Hatta çıkar amaçlı kabadayılık karakolun kapısında biter diye kendim bir özdeyiş icad edebilirdim.
Her birinin de Tayyip Erdoğan'ın balonunu nefeslerinin son katresine kadar şişiren süper entellerin giderek düştükleri şaşkınlık.. Ve de Recep Erdoğan’ın balonunun dört bir yanından çuvaldızla delinmişcesine hızla sönüvermesi karşısında..
Lafa ikincisinden başlayayım.. Kamuoyu anketlerinde kapitali kediye yüklemiş görünen Erdoğan’ın yeni bir çıkış için arayış içinde olması hoşgörü ile karşılanabilirdi.
Ne var ki, eline boyunu çok aşan bir balon alıp da o balonu içi doldurulmamış bir Avrupa Birliği üyeliği için anayasa değişikliği tartışması ile şişirmeye kalktığında, balon ergeç bile değil şişirildiği anda sönmeye mahkumdu.
Bilindiği gibi refleks şeklindeki tepkiler önce muhalefetten geldi.
Yakınmalar birbiri ardına gelirken ve herkese sitem edilirken...
MHP varlık sebebi nedeniyle arı kovanına çomak sokulmuş gibi koalisyon ortağının karşısına dikildi.
Silahlı Kuvvetler ise ne 27 Mayıs.. Ne 12 Mart muhtırası.. Ne 12 Eylül bildirisi.. Ne 28 Şubat MGK kararları.. Her birinin her anını yaşamış bir vatandaş olarak iddia ediyorum ki, hepsini bir araya koysanız ortaya çıkamayacak bir şiddetle yanıtladı Recep Erdoğan’ı..
Haklı olarak Erdoğan’ı onaylayanlar var.. Halk, ülkenin de devletin de gerçek sahibi değil midir?.. Öyleyse kimin haddine olmalıdır demokrasilerde milletten bir şeyler gizlemek?"..
Ancak, bir tezin "bir kısmının doğru olması, tümünü doğru ve haklı hale" getiremiyor, ne doktrinde, ne de uygulamada..
Örneğin kamunun haber alma, bilgilenme hakkı ve de basının haber yapma özgürlüğü ve görevi toplumun ortak zararı söz konusu ise eğer bireylerin ve basının tek tek sahip olduğu bu hak ve özgürlük yasalarla kısıtlanıyor hatta yasaklanıyor istisnasız tüm demokratik Batı ülkelerinde bile..
Ve en net açıklamayı da daha tartışmaların başlangıcında uzman diye tanıtılanlar TV’lerde yapıyor. Batı'nın demokratik değerlerine bağlılığından ve Türkiye'nin AB'ye girmesi hususundaki büyük arzusundan ve beklentisinden asla kuşku duyulamayacak, konunun uzmanı akademisyen diyor ki, Dünyada her devletin bir ulusal güvenlik programı ve belgesi vardır.
Ve 'bu belgenin bir bölümü' her ülkede, en üst düzeydeki bir kaç yönetici dışında 'herkesten gizli' tutulur. Bu gizlilik İngiltere için de, Fransa için de, Almanya için de geçerlidir. Örneğin ABD'nin ulusal güvenlik belgesinin gizli bölümleri açıklansa bütün Güney Amerika Devletleri, ülkeleri gelip ABD'nin boğazını sıkardı."
Dahası.. Erdoğan tezini savunurken konuyu niçin geriyorsun? diye soranlara Partim kapatılırken ben nasıl dururum demişti.
Cumhurbaşkanı Gül’ün Türk bayrağı asılmayan uçak gemisindeki resepsiyona katılıp şövelye nişanı almasıyla ve ettiği yemini unutup, bir bürokrat gibi Avrupalı liderlerle yaptığı konuşmalarla geriye kalan son katre havayı da boşaltıp Erdoğan’ın balonunu hepten söndürdü.
Tayyib Erdoğan’ın ve Tayip Erdoğancı entellerin değişim üstüne çeşitlemeler ile şişirdikleri balonun "hal-i pür melali"ne gelince..
Siz yargı reform tasarısını kendi hukukçularınızdan saklayıp, Avrupalı velinimetlerinize sunacaksınız. Yargı sessiz kalacak öyle mi?
Ülkeyi adım adım sömürgeleştirmeye götürün ses çıkartılmasın.
Avrupalı liderleri teker teker çağırın sizin yargınıza dil uzatsınlar rahatlayın öyle mi?
Şirazesi çıkmış bir iktidar anlayışının ülkeyi süratle kaosa götürdüğü görülürken benden sonra tufan diyen anlayışla karşı karşıyayız.
Mayıs yağmurları ülkeyi rahatlatacak sevgili dostlar. Bu satırların yazarı belki sizlere Ankara’dan pek çok şeyi biliyor ama aktarmıyor acaba neden diyorsunuz. Biliyorum. Siz yine de bu köşeyi takip edin. Birçok gelişmeyi göreceksiniz!
Günün Sözü: Dikkatli ol. Sen hesap yaparken başkaları da yapıyordur.