Demokratlık ve Asker övgüsü ya da karşıtlığı!
Dış basında, 22 Temmuz seçimlerinden önceden başlayan ve hala devam eden yoğunlaşan bir saldırı yapılmaktadır Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı.
Türkiye’de bir kısım gazetelerde adeta düşman tarafın sözcüleri gibi eleştiriler yapılmaktadır.
Batı'nın bilinen o ünlü gazeteleri yanında, Al Beyan, Kuds ül Arabi, Hayat, Ehram gibi Arapça yayın yapan gazeteler de veryansın ediyor, bunların çevirileri ötekilerle birlikte günü gününe basınımızda yayımlanıyordu.
Seçimlerden sonra bu dış basının AKP'yi -gülmece boyutuna varan- övme kuyruğuna girdiği şu sıralarda, bu yayınlara karşı TSK'yi savunan bir makale yayımlandı News Perspectives Quarterly dergisinde.
Somali kökenli eski Hollanda milletvekili A. Kirsi Ali 'nin Laikliği Silahsızlandırmayın! başlıklı yazısı, nedense basınımızda hiç mi hiç ilgi uyandırmadı.
Yazar yaptığı birbiriyle bağlantılı olan iki tespitin altını çizmekte, "Türkiye'ye laikliği getirmenin herhangi bir laiklik anlamına gelmediğini" vurguladıktan sonra: Ordu eşsiz biçimde, Türkiye'nin laik karakterinin bekçiliğini yapma görevine sahiptir diye de eklemektedir.
İlk tespiti: Bir İslam ülkesi olan Türkiye'ye laik düzenin getirilmesi, Batı'nın Hıristiyan ülkelerine, örneğin, bir Almanya'ya, bir Fransa'ya laik düzenin getirilmesine benzemez biçiminde biraz açarsak, yazarın güç bir gerçeği dile getirdiği görülür.
Aradaki bu ayrımın nedenini, oluşumunu şöyle bir hatırlamak için sanırım, Reformasyon’a, Aydınlanma’ya, 1789 Devrimi’ne kısaca değinmek gerekir.
16. yüzyılda oluşan Reformasyon ile, Hıristiyanlıkta, kilisenin -katlanamaz boyutlara uzanan- dogmalarından uzaklaşıp yeniden İncil'e dönüş başlar; bu da İncil'in ulusal dillere çevrilmesini gündeme getirir ki, böylece bir yol, dini anlama dönemine girilir.
18. yüzyılda akıl, inanç ile karşı karşıya gelip, aklın üstünlük kazandığı Aydınlanma sürecinde ise, din akıl süzgecinden geçirilip derinlemesine eleştirilir; yaşamın dinsel dogmalarla düzenlenmesine karşı çıkılır.
Bu yüzyılın bitimine doğru, 1789 Devrimi ile ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan bütün insanların eşitliği ilkesi, eşitsizlik temeline dayanan dinsel düzenlemeyi kökünden sarsar, devirir; laikliğe, laik yaşama kapı açılır; sıra artık bu yaşamın düzenlenmesindedir.
Bunun için yasalaşmaya gidilir; tümüyle laik, çağın isteklerini yanıtlayan, gerektiğinde değişebilen kanunlarla, Medeni Kanun oluşturulur.
İlk örneklerden biri olan Fransız Medeni kanunu, bir asker yönetici, Napolyon döneminde yapılıp yürürlüğe konur, bunun için kimi kaynaklarda yasa, Code Napolyon diye anılır.
Bu yasallaşma sırasında kurallar konurken, Hıristiyanlığın kutsal kitabıyla karşı karşıya kalınmaz; çünkü İncil'de, öteki iki dinin kitapları Tevrat ile Kuran'da yer alan, yasa niteliğinde, bütün yaşamı inceden inceye düzenleyen kesin kurallar hemen hemen yok gibidir.
Başka bir anlatımla örneğin: Evliliğin şartlarının neler olduğu; erkeğin eş sayısı; hırsızın, öldürenin, zina yapanın nasıl cezalandırılacağı; ticaretin koşulları faiz; miras nasıl paylaşılacağı; yargının, tanıklığın nasıl olacağı gibi toplumsal yaşamın can damarını oluşturan, dinsel temele oturtulmuş dolayısıyla kadın-erkek eşitsizliğini yansıtan kurallar, Tevrat ve Kuran'da bir bir sıralanırken, İncil'de pek yer almazlar.
Derin bir cinsel eşitsizliğin egemen olduğu İncil'de boşanma yasağı, kanun niteliğinde tek kural gibidir.
Kutsal kitabın bu yapısının, Batı Hıristiyan toplumlarında, laik yaşamın yasal düzenlenmesinde işleri kolaylaştırdığından söz edilebilir.
Bu kısacık gözden geçiriş dikkate alındığında, benzer herhangi bir gelişmenin uğramadığı, üstelik sünnet ve hadislerle de yaşamı düzenlemesi iyice genişletilmiş, İslam’ın egemen olduğu bir ülkede, Türkiye'de laikliğin gerçekleştirilmesi, bambaşka olmuştur..
İkinci tespitinde belirttiği askerin rolü, bu bambaşka oluşun getirdiği kaçınılmaz bir durumdur.
Gittikçe ayrıklaşan kesimlerin ne istediği ise yeteri kadar açık değil.
Günün Sözü: Aslanı gücü, tilkiyi ise kurnazlığı tanımlar.