İyileri Sevdiren Kötülerdir!
İyi, kötü ve çirkin, günlük hayatımızda çok sık kullandığımız sözcükler. İnsanları da değerlendirme de öncelik verdiğimiz kıstaslar.
Sinema dünyasının unutulmazları arasında kovboy filmleri her zaman yer alır. İyi, Kötü ve Çirkin filmini birçoğumuz izlemiştir.
Ama iyileri bulmamız için kesinlikle JR(Ceyar) gibi kötülerin varlığı da şarttır.
Kurtlar Vadisi Pusu’da aynı. Polat alemdar’ı herkes seviyor. Çünkü kötüler var ve onlar sayesinde Polat iyiliğiyle hep sonunda kazanan oluyor. Polat’ın puan toplamasını kötüler sağlıyor. Dizide oyuncular göze batıyor. Hakan ve Muro’nun karakteri kötü! Dizideki kötü adam rolündekiler tartışmasız dizideki en iyi oyuncular!
Bu iki kötü karakterli iyi oyuncunun varlığı sayesinde izleyici, iyi karakterlere iyice bağlanıyor.
Bu yüzden üçüncü kötü karakterlere fazlasıyla ihtiyaç var. Kötü yan karakterlerin yok edilmesi değil, fazladan rollerle kuvvetlendirilmesi gerekiyor.
******
Terör, terörist, teröre destek verenler de öyle!
Bakın ‘Niçin operasyonda ölen askerlerimize şehit demiyorlar, niçin kongrelerinde Türk bayrağı asmıyorlar yahut bundan imtina ediyorlar, niçin terör örgütünü açıkça kınamıyorlar?’ demeyeceğim.
Bir yumuşak karın durumu sözkonusu...
Fakat o örgütle de aralarına mesafe koymalılar artık.
Daha da önemlisi, şoven duyguları körükleyecek açıklamalardan kaçınmalılar.
Örgüt, bildiğiniz gibi, PKK...
Kürdistan İşçi Partisi anlamına geliyor.
Çıkışı itibariyle, Marksist kökenli bir örgüt...
Daha doğrusu, 80’lerin ufunetinde, Marksist terminolojiyi ödünç almış. Marksizmle de, buradan türeyen yumuşak izm’lerle de herhangi bir alakası yok. Olsa olsa Stanilizm’e yakın.
Evet, Stalinist bir örgüt.
Lider hiyerarşisi, otokrat yapısı, kıyıcı iç disipliniyle tamamen Stalinist bir örgüt.
Üstelik, bir de kan döküyor...
Karakollara baskınlar düzenliyor, yollara mayınlar döşüyor, örgüte yardım ve yataklık yapmayanları ‘ihanet’ terimleriyle yargılıyor.
Örgüt, önce proletaryanın iktidarını kuracak, şartlar olgulaştıktan sonra da bağımsızlık talebiyle ortaya çıkacak.
Bunu da, Marksizm’den ödünç aldıkları kavramlarla, bölge halkını güya siyasete katarak, ama aslında kan dökerek yapacaklar.
Resmen deli zırvası...
Gelgelelim, vaktiyle bu görüşleri seslendiren adam hala sözü dinlenir bir pozisyonda ve hala itibar görüyor. Normal bir ülkede olsa, sadece mahpus tutmazlar, bir de tedavi edip topluma kazandırırlar.
Türkiye’de meşru siyasete yönelmiş/yöneldiğini iddia eden parti DTP, tedaviye muhtaç adamın kurduğu eli kanlı örgütle arasına mesafe koymuyor. Koyamıyor...
*****
Türkiye’de milliyetçi çizgi, gittikçe sertleşip kalınlaşıyor. Sorumlu davranması gereken siyasetçiler, adeta ben bu kulvarı şovenistlere bırakmam diye yarışıyor.
Buradan çıkış, hep söylenegeldiği üzere, akıl ve sağduyu’yu elden bırakmamak ama, karşılıklı milliyetçilikler, hele de farklı bir sorumluluk beklediğimiz bölgeci parti, daha doğrusu bu partinin yöneticileri buna izin vermiyor.
Türkiye’nin birliğine yemin etmiş maaş alan milletvekili; bölgedeki terörden iktidar partisini sorumlu tutuyor. Ve bölgeden bu partiye verilen oyların ödünç olduğunu, sorumlulukların yerine getirilmemesi durumunda, bunun da elden gideceğini söylüyor.
Demek ki, terör örgütüyle arasına mesafe koymayan, koymaktan imtina eden parti, aynı zamanda bölgesel vasi sayıyor kendini.
Ne kadar tehlikeli, ne kadar sorumsuzca bir yaklaşım, görüyorsunuz değil mi?
Bir çift söz de, siyasi çözüm diye tutturan aydınlara ve gazetecilere.
Güneydoğu sorununun çözümü için bugüne kadar ne önerdiğinizi bilmiyoruz... Şiddetle mukavemet dışında terörü nasıl önleyeceğinize ilişkin bir fikrinizi de hatırlamıyoruz...
Biz bu konudaki fikrinizi merak ediyoruz.
Günün Sözü: Düşüncede tereddüt, bedeninde rahatsızlık varsa nedenini düşün, tedavi o zaman başarılı olur.