Ülkenin ve devletin yetkilileri yok mu?
Sınırötesi bir harekat yapılıyor. Bitişini ülkenin başbakanı, dış işleri bakanı, cumhurbaşkanı bilmiyor. Ama Irak’ın dış işleri bakanı biliyor ve açıklıyor. Halk ondan öğreniyor.
ABD nin savunma bakanı konuşuyor, Türk savunma bakanı ortada yok Dış işleri bakanı ne işle meşgul, belirsiz. Başbakan desen Osmanlı marşına eşlik edip Vakıflar Kanunu’nu meclisten geçirmek, Tekel’i satmakla meşgul. Cumhurbaşkanı harekat sırasında türbanla ilgi anayasa değişikliği kanunu’nu, vakıflar Kanunu’nu onaylamakla; Talabani’yi davetle meşgul şimdilerde ise Avrupa Birliği kulislerinde.
İç ve dış medya; başbakanlığa, dış işleri bakanlığına, savunma bakanlığına, cumhurbaşkanlığına bilgi almak için gitmiyor genelkurmaya koşuyor.
İç ve dış çevrelere cevap vermek Askere kalıyor.
Harekatı geciktirmek için her türlü engel çıkaran AKP iktidarı, kışın operasyon yapılamayacağını düşünürken beklenmedik bir kara harekatı ve yine beklenmedik bir bitişle karşıkarşıya kalıyor ve panikliyor. İnisiyatifsiz bir iktidar. Hergün Barzani ve Talabani ile görüşenlere bilgi verimli verilemez elbet. Büyükanıt Barzani ile ilgili açıklama yaparken, onlarla görüşen Türk yetkilileri ne yapıyordu acaba!
Siz böyle devlet idaresi gördünüz mü?
Bakın; herkes şehit ve şehitlik savaş, saldırı bombadan anladığı farklı, 'neo-enteller ve dinciler' savaşın anlamını, bir askerin şehid olmasını bilmiyor. Nutuk atmaya, şiir söylemeye benzemiyor!
Garip bir milletiz!.. Daha tam anlamında, tarihsel gerçeğimizle, toplumsal içeriğimizle, vatansever romantikliğimizle romanımız yazılamadı...
Bir yandan kimi kesimlerde üçkâğıtçılık, madrabazlık, hokkabazlık, dincilik, aşağılık, sahtecilik, köşeyi dönmecilik alabildiğine revaçtayken; öte yandan özveri, yurt sevgisi, saflık, bayrak özlemi ve kardeşlik duygusuyla şehitlik bilinci, insanı sürekli gözyaşlarına boğacak yoğunlukta...
Sözcükler çoğu kez anlamından çok daha geniş içeriğe sahiptir..Şehitlik, gazilik gibi..
Cühela neo-entelimiz şehitliğe dudak büker elbet; dinci -dindar değil- uzaktan bakar; hayattan soyutlanmış küreselci için şehitlik, modası geçmiş bir kavramdan başka nedir ki?..
Ama ülkemizde şehitlik bilinci toplumsal bir gerçek değil mi!.. Nasıl bir gerçek?..
Bakın Arif Nihat Asya ne güzel ifade etmiş.:
"Kız kardeşimin gelinliği
Şehidimin son örtüsü
Işıl ışıl dalga dalga bayrağım..."
Evet, bayrak, vatan, bağımsızlık; şehitlerle, 2008 Türkiye'sinde gözle görülür, elle tutulur bir gerçeğe dönüştü..
Oğlu şehit olan ana hıçkıra hıçkıra diyor ki: Bir oğlum daha var...
Baba diyor ki: Ne mutluyum ki oğlum şehitlik mertebesine erişti...
Şehitlik, hiçbir toplumda bizimki kadar var olamayacak bir gerçekliği simgeliyor; toplumu sarıp kucaklıyor...
Bayrakla örtülü tabutlar eller üstünde yükseliyor.. Şehitlik bilinci, inancı, şerefi, rütbesi, mertebesi tüm toplumda en yüksek noktada...
Fazıl Hüsnü Dağlarca ne diyor:
"Sudan havadan topraktan
Aynı istikamet aynı huzur.
Beraberliğin büyük saadeti
Üç buuduyla vatan his olunur.
Aynı kıyafette binlerce asker
En önde sancak.
Belki bugün, belki sonsuz zamanlarda,
Binlerce var olmak."
"O kadar çok dizildik
Sanki dizildik rüyada
Sol elimizde rüzgar,
Tüfek sağda.
Sabah, mavi bir gök,
Belki havada belki dağda
Geldi beklenen mektup gibi
Anadan evlada."
Batılılaşmaya, küreselleşmeye karşın iyi ki savaşçı ruha, yüksek yetenek sahibi kurmay komutanlara sahibiz. Halkın da en güvendiği kurum ordu değil mi? En güvenilmezi de siyasetçiler değil mi? Bakmayın siz atıp tutmalara. Aksi halde hepten kabile devleti olacağız.
Günün Sözü: Ağrının nerde olduğu önemli değildir. Önemli olan ağrının tüm bedende hissedilmesi ve etkilemesidir.