Anasayfa | Künye | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Linkler
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
31 Mart 2008 Pazartesi 10:40
  Mehmet Şevket Eygi
  Milli Gazete
Çöküşe doğru dört nala...

ABD’nin Irak savaşını kaybetmiş olduğunu artık kesin olarak söyleyebiliriz. Süper devletin, bu yenilgiye rağmen İran’a saldırma ihtimali yüzde doksandır. Neticede üçüncü dünya savaşı çıkacak ve insanlık korkunç acılar çekecek, on milyonlarca insan ölecek, medeniyet çökecektir.

Var güçleriyle Türkiye ile İran’ı çatıştırmaya çalışacaklardır. Böyle bir şey olabilir mi demeyin. Olabilir.

ABD iktisat ve finans bakımından çökebilir. Türkiye’den hayli iş adamı, politikacı, bazı büyük bürokrat Amerikan bankalarına para yatırmışlar, orada mülkler almışlardır. Onların servetleri de duman olacaktır.

Türkiye’deki yapay fakat şiddetli ve büyük krizi şu anda iki ülke çok dikkatle ve sevinçle yakından takip etmektedir: Ermeniler ve Megali ideacı Rumlar. Ermeniler ülkemizden toprak ve tazminat istiyor. Rumların hayalleri ise mâlum.

Kamuoyunun infial ve heyecanını yatıştırmak için arada bir İsrail aleyhinde basmakalıp demeçler verilse, “Aaa bu kadarı da olmaz...” denilse de Türkiye ile İsrail arasındaki işbirliği son derece sıkı ve güçlüdür. Ülkemiz maalesef İsrail’in bir tür uydusu haline getirilmiştir.

Cheney’in ülkemize yaptığı son ziyareti hakkında doğru dürüst bilgi verilmedi. Asıl sebebi yaklaşan (veya muhtemel) savaş ile ilgiliydi. Bush’un yardımcısı Suudî Arabistan’a da gitti, o ülkenin idarecilerini İran savaşı konusunda ikna edemedi.

ABD’nin İran’a saldırması, çöküşünü hızlandıracaktır.

Büyük, dev, süper devletler batar mı?.. Hiç batmaz olur mu? Roma batmış, Osmanlı batmış, Sovyetler Birliği dağılmış, İngiltere’nin üzerinde güneşin batmadığı impatorluğu batmıştır. Bu dünya kimseye kalmaz.

Türkiye’deki statüko ebediyete kadar sürüp gider mi? Kesinlikle gitmez. Resmî ideolojilerin, tarihî ârızaların bir başlangıç tarihi vardır, bir de bitiş tarihi. İspanya’da Franco rejimi... Portekiz’de Salazar, Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini, Rusya’da Marksist-Leninist sistem...

Türkiye’nin ülkesini, devletini, halkını korumak istiyorsak ideolojik ârızayı sona erdirip tarihî devamlılık, millî kimlik, bilgelik, millî kültür çizgisine dönmemiz gerekir. Statükocular direniyor. Bu direniş devam ederse vahim bir kopukluk olabilir.

Türkiye bugünkü korkunç borçları, bir felâket halini almış olan faizleri, dehşetli kirliliği, kokuşmayı uzun müddet kaldırabilir mi? Kesinlikle kaldıramaz.

Türkiye ilerliyor mu? Elbette ilerliyor, elbette kalkınıyor. Lakin bu ilerleme ve kalkınma sağlıklı değildir, yeterli değildir.

Türkiye’de eğitim, ilim irfan, kültür ilerliyor mu? Maalesef ilerlemiyor. Toplumumuz bir okur-yazar cahil toplum haline getirilmiştir.

Bazı büyük politikacılar durumun vahametini anlamış mıdır? Anlamamıştır. Anlamış olsaydılar, küçük hesapları bırakırlar ve gemiyi kurtarmak için ciddî tedbirler alırlardı.

Türkiye’yi kurtaracak çare ve çözümler bulunabilir mi? Elbette bulunabilir. Ancak bunları yüksek kültürlü, tecrübeli, birikimli, hikmetli (bilge), geniş ufuklu, yüksek ahlak ve karakter sahibi, faziletli, hamiyetli, mürüvvetli, fütüvvetli kimseler arayabilir, bulabilir.

Türkiye, kendine yetecek miktarda vasıflı, güçlü ve üstün hizmetkâr yetiştirebiliyor mu? Yetiştiremiyor. Böyle kimseler okullarda ve bilhassa liselerde, üniversitelerde, tasavvuf kurumlarında yetişir. Bu eğitim kurumları yoksa veya çok yetersizse, yetişenler de (istisnalar dışında) yetersiz kalır.

Türkiye’nin bugünkü durumu ile ilgili bazı kelimeler ve kavramlar yazar mısınız? Yazayım: Vasıfsızlık... Yetersizlik... Ciddiyetsizlik... Patavatsızlık... Hıyanet... Ahlaksızlık... Karaktersizlik... Zevzeklik... Bayağılık... Ehliyetsizlik... Kirlilik... Kokuşma... İhtiraslar... Beyinsizlik...

DÜNYANIN ÇİVİSİ ÇIKTI

HER taraftan cinnet haberleri geliyor. Kızın biri, profesör olan annesinin boynuna keskin bıçağı dayamış, birkaç saniye içinde kıtır kıtır keserek öldürmüş. Birkaç ay önce de başka bir katil, zavallı annesini öldürmüş, başını kesmiş ve top gibi ana caddeye atmıştı.

Urfa’da bir genç kendisine yüz vermeyen kız arkadaşını bıçakla öldürmüş... Karının biri çocuğunu apartman boşluğundan atmış...

Pendik taraflarında ormanda köpekler varmış. Merhametli vatandaşlar onlara her gün gidip yiyecek veriyormuş. Bir gün bakmışlar ki, hayvanların bir kısmı domuz kurşunlarıyla vurulmuş olarak yerde cansız yatıyor.

Uyuşturucu tacirleri esrar, eroin ve kokaini küçük çocuklara sattırıyormuş.

İstanbul’da pıtrak gibi yasal, ruhsatlı, vergili, KDV’li masaj salonları açıldı. Genç karılar, dört duvar arasında erkeklere cayır cayır masaj yapıyormuş.

Ayda 1500 lira kazancı olan adamlar on binlerce lira harcıyor, büyük kara servetlere sahip oluyor.

Toplum, iliklerine kadar çürümüştür.

Bu topluma “sağlıklıdır, dengelidir, durumu iyidir” diyenlerin alınlarını karışlarım.

Çocukların ve genç nesillerin bir kısmı son derece fena yetiştiriliyor.

Halk başı boş kalmıştır. Camilerde haftada bir cuma hutbesinde nasihat etmekle toplum düzelmez.

Ülke çapında emr-i mâruf ve nehy-i münker (iyiliği emr etmek, kötülüğü yasaklamak) hizmet ve faaliyetleri yapılmıyor.

Cuma ezanı okunuyor, dindar kişiler bile dükkanlarını kapatmıyor. Cuma günü iş yerini kapatan esnafın nisbeti yüzde kaçtır?

İçki seller gibi akıyor... Kumar, piyango, lotarya iyice yaygınlaştı... Bina ve zina korkunç boyutlarda...

Hacı Gönlüferah ile hanımı bayan Çıtkırıldım umre seyahatine hazırlanıyor...

Amerika, İran’a saldırmak için gün sayıyor. Bu sefer nükleer silah kullanacaklarmış. İlk vuruşta üç-beş milyon Müslüman öldüreceklermiş... Yaralıların ve bilahare kanser olanların sayısı 15 milyonu geçecekmiş.

İran’a atılan atom bombalarının radyoaktif tozları, bulutları Türkiye’yi de vuracakmış.

Müslümanlar bir ara Çeçenistan konusunda çok duyarlıydılar. Şimdi oradaki faciayı, zulümleri unuttular. Çeçenistan gündemden çıktı.

Şu sahte sofu, önceden bir sürü hazırlık yaparak pikniğe gidiyor ama altında lüks bir otomobil olmasına rağmen ayda bir kere bile sabah namazına camiye gitmiyor. Ne sofu ne sofu!.. Evlere şenlik sofu...

Dinibütün kitapçının biri bir Yâsîn cüzü bastırmış, görünür bir yerine şöyle yazmış: Yâsîn alırken bizim yayınevininkini alın, sakın sahtelerini almayın... Yahu Yâsîn’in sahtesi olur mu?

Halk yığınları horoz dövüşlerine bayılıyor.

Günde üç saat dedikodu ve gıybet yapan şu adam yarım saat faydalı kitap okumuyor.

On dört yaşında bir kız evden kaçmış, bir hafta içinde 36 kişi ırzına geçmiş.

Bir delikanlı bir tavuğa tecavüz etmiş, sonra boğup öldürmüş.

Ünlü ve büyük bir Amerikalı “Karım istediği erkekle yatabilir...” demiş.

Ülkenin ve dünyanın çivisi iyice çıktı galiba...
Bu yazı toplam 345 defa okunmuştur
Yazarın Diğer Yazıları

    » Piyasalar
$ USD
1.2290
€ Euro
1.9100
IMKB
42.498
Altın
35.78
Prof. Dr. Nurullah Aydın
Tüm Yazarlar
    Anket
    Milletvekillerimizin Konya ile ilgili çalışmalarını yeterli buluyor musunuz?
    Evet, gerçekten büyük hizmetler yapıyorlar
    Bilmiyorum, herhalde yapıyorlardır
    Hayır, bu yüzden Konya gerilemeye devam ediyor
    KONYA 16.05.2008
İmsak
-
3:52
Güneş
-
5:32
Öğle
-
12:53
İkindi
-
16:42
Akşam
-
20:02
Yatsı
-
21:34
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008