Gökyüzünden inci gibi yere düşen kar tanelerini lapa lapa yağarken görür ve seviniriz de saçımıza yağan karlara neden üzülürüz?
Karlar eriyince çiçekler dirilirler. Başımızdaki kar beyazlıkları da ikinci dirilişimize birer haberci gibidirler veya ahirete doğru uzun atlama için başımızda yakılan uzun atlama emrinin işaretidirler.
Karlar erirler ama yok olmazlar. Toprakta Azota dönüşürler, Kalsiyuma dönüşürler, ya güllere veya dikenlere taze gıda olurlar.
Kar gibi eriyen ömrümüz de ikinci bir dünyada ya cehenneme yakıt olur veya Cennette kardan beyaz, baldan tatlı Kevser suyuna nail olur.
Milyarlarca kar tanesi gökyüzünde dolaşırken yalnızlıktan kurtulamadığı gibi milyarlarca biz insanlar da yeryüzünde yalnızlıktan kurtulamayız.
Aynı sofrada olsak da ayrı ayrı yeriz. Aynı yatakta ayrı yatarız.
Sılada gurbet, çoklukta yokluğu yaşarız. Bizi anlayacak yar bulamadığımıza yanarız.
Belki karlar da yalnızlık ateşiyle erirlerdir kim bilir.
Milyarlarca karın her biri ayrı birer altıgenmiş ve hiçbiri diğerine benzemezmiş.
Dünyadaki milyarlarca arının bal peteğindeki milyarlarca altıgeni yapma sanatını arıya vahyeden Rabbimiz, milyarlarca kar tanesini altıgen olarak indirip birbirine benzetmediği gibi Hz. Adem’den bugüne kadar hiçbir insanı da diğerine benzetmeden yaratmış ve güzellikler meydana gelmiştir.
Kar tanelerindeki altıgenlerin güzelliğini görebilmek için büyüteçlere ihtiyaç olduğu gibi her insanın güzelliklerini görebilmek için de iyimserlik gözünüzün numarasını büyütmeniz gerekecek.
Kara topraktaki otlar, sebzeler, çiçekleri don aldığında donmanın soğukluğu otları yakar yok eder.
Kar ise soğuk durur ama koltuğunun altına aldıklarını donmaya karşı korur.
Olayları, insanları soğukkanlılıkla izleyen birçok insan vardır ki kar gibi zannederler ama o, çevresindekileri korur ve kollar.
Kara yerin üstüne beyaz karlar yağdığı anda kirlenmeye başladığı gibi, ruhlar aleminde tertemiz olan her ruh, bedenle birleşip kara yere inince çevre etkisiyle kirlenmeye başlar.
Saçlarımıza kar düşüp ağarmaya başlasa da alnımızı kirletmemeye dikkat edelim.
İnsanların güvenini yitirmeyelim ve “Güvendiğim dağlara kar yağdı” atasözünü tekrarlatmayalım.
Dünyanın her tarafında kurulan insan kirletme merkezleri, inkar, isyan, terör, fuhuş mikroplarıyla insanları bozmaya, Bush gibi, Şaron gibi kan emici, gözyaşı akıtıcı vampirler üretmeye devam etseler de kirlenen karın yerine yeniden bembeyaz ve tertemiz kar yaratan Rabbimiz, insanlık ailesini de tertemiz çocuklar göndererek insanlığı bozma merkezlerinin işini zorlaştırıyor.
Biz, dağ gibi yerimizde duralım.
Rüzgar önündeki gazel gibi inkar rüzgarlarına kapılmayalım.
Dağ gibi bazen başımıza karlar yağsın, göğsümüzde çiçekler açsın, kar sularıyla sulansınlar çiçeklerimiz.
“Karda gezip izini belli etmeyenler” de dolaşsın gönül ülkemizde amma biz, her yerde bahar gibi izler bırakalım.
İslam aleminin üzerine kan yağdıranların teslis ateşini de kardan daha beyaz, baltan tatlı imanımızla söndürelim aydınlatalım, beyazlatalım, temizleyelim ve tatlandıralım.


