“Nefis” ile “Nefes” kelimeleri aynı harflerden meydana gelir. Biri tenimize can verir, öbürü ciğerlerimiz aracılığıyla bütün vücudumuzun canlılığını devam ettirir.
Hz. Adem’den beri bütün canlılar Rabbimizin yarattığı bu havayı solurlar, insanların ömrü biter, hava bitmez. Hiçbir insan da havayı solumaktan bıkmaz usanmaz.
Rabbimiz, havayı hiçbir insanın tekeline vermemiş. Eğer öyle olsaydı dünyanın en pahalı malı hava olurdu. Mü’min-kafir ayırımı yapmadan, insan-hayvan ayırımı yapmadan her canlının hissesi kadarını veriyor.
Enfal suresinin 24’üncü ayetinde Allah’ın ve Rasulünün davet ettiği İslâm’ın bize hayat vereceği bildirilir. Rabbimizin yarattığı nefes bize hayat verdiği gibi Rabbimizin indirdiği İslâm bize hayat verir.
İnsanların, Rabbimizin kitabına aykırı olarak ürettiği ...izmler, yollar, fikirler milyonlarca insanın helakine sebep olmuştur.
Allah’ın kitabını bırakıp bu sapık yollardan giderek mutlu bir hayat yaşamak isteyenlerin hali, Rabbimizin yarattığı temiz havayı bırakıp sarhoşun veya sarımsak yiyen birinin burnundan çıkan havayı solumaya çalışanın haline benzer.
Rabbimiz, Nahl suresinin 66-67’nci ayetlerinde davarları yarattığını, davarların kanı ile dışkısı arasından içimi gayet hoş ve tertemiz süt çıkardığını, 68-69’uncu ayetlerde arıya vahyederek dağlarda ev edindirdiğini ve şifalı balı ürettirdiğini haber verir.
“Davarlarda (Deve, sığır, koyun, keçide) sizin için ibret vardır. Onların karınlarından, fışkı ile kan arasından içenler için, içimi gâyet kolay, halis süt içiriyoruz.” (Nahl 66)
Ayette geçen “Halis süt” kelimesi, “İhlas” kelimesi ile aynı köktendir. Süt, kan ve gübre arasından geçer ama kokusunu, tadını, rengini koruyarak geçer ve içine hiçbir şey karıştırmaz. İhlas da, içine riyanın kokusunun dahi karışmadığı iman ve amelin adıdır.
Sonra bizim yaratılışımızı bize hatırlatır. Bizi yarattığını, bir kısmımızı gençken öldürdüğünü, bir kısmımızı yaşatıp bildiğini bilmez hale getirdiğini haber verdikten sonra Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamamız istenir. Ve bir de misal verilir.
Nasıl ki mal sahibi bir insan, sahip olduğu evi, dükkanı, bahçeyi vs. başkalarıyla paylaşmak istemezse Rabbimiz de yarattığı bu evrende kendi yarattığı bir şeyi kendine ortak yapmamızı istemez.
Koyun etini bırakıp naylondan yapılmış bir et yemiyoruz. Arı balını bırakıp sun’i olana meyletmiyoruz. Üzümün hakikisini yiyoruz, naylon olanını vitrine koyuyoruz. Nefesin tabii olanını soluyoruz, sarhoş nefesi solumuyoruz ama Allah’ın ayetlerini bırakıp bazan bizim gibi bile olmadığına inandığımız insan veya insanların görüşlerini Rabbimizin ayetlerinin önüne geçiriyoruz ve çarşı, pazar, üniversite, parlamentoda kan, gözyaşı, barut kokusu sarhoş kusmuğu gibi televizyon seyircisini dahi rahatsız ediyor.
Veren elle veremeyen el bir değildir.
Yaratanla yaratmayan bir değildir.
İnsanların ilahlaştırdığı insanları da Allah yarattı. Ona kulak, göz ve gönül verdi. Bunları şükretmemiz için verdi. Küfretmemiz için vermedi. Baba, oğlunun eline balta verse ve bahçeyi kazmasını söylese, çocukta o baltayla evi veya camiyi yıkmaya çalışsa biz ona ne deriz? Bizim durumumuz da aynı. Allah’ın verdiği el ve ayakla Allah’a isyan eder, Allah’ın yarattığı kula kul olursak o deli çocuğun durumuna düşeriz.


