Bir uyuşturucu müptelasının: “Uyuşturucuya her başlayan “Ben kendime hakimim, zararlı olmaya başladığı anda bırakırım” diyerek başlar ama bir türlü zararlı olan çizgiyi göremez” dediği gibi yaşı yüzü aşanların dünyaya olan bağlılığı yirmi yaşındakinden daha fazla olduğu görülmekte ve “Devenin bir tutam ot için uçurumdan uçtuğu” gibi iki günlük dünyada saltanat sürmek için haram-helal dinlemeden, her türlü kuralsızlığı kural haline getiren insanları uyarmak için Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de ahirete dikkatimizi çekmektedir.
“Dünyayı bırakın” diye bir ayet yok ama “Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu iste; dünyadan da nasibini unutma” buyurur. (Kasas 77)
Ahiret yurduna bu dünyadan gidilir. Denizdeki gemi gibi yürüyeceksin. Gemi, denizin üzerinde ama denizi içine almıyor. Denizi içine alırsa batar. İnsan da ahiret yolculuğunda dünyanın bütün imkanlarını kullanarak at gibi üzerine binerek ahirete doğru yol alacak. Binek çalıntı olmayacak.
Başkasının alın teri ve kanı üzerinde gemisini yüzdürmeyecek.
Helalinden, temizinden elde ettiklerini paylaşmasını bilecek.
Daha çok Kur’an ayetleri bizim gözlerimizi tabiata çevirir. Yeryüzü gemisine bindiriyor Rabbimiz bizi. Dört iklim limanlarına uğratıyor. Her mevsimin meyve, sebze, yiyecek, içecek ve çiçeklerinden ikram ettiğini bildirir. Bizleri birbirimize aşık eden güzel suretler verdiğini ve o güzel insanlara uygun tertemiz rızıklar yarattığını haber verir.
Rabbin emrine boyun eğen gökyüzünün parçalanacağını, yeryüzünün içindekileri boşaltacağını, yani insanların ahirette mahşer yerinde toplanacağını, bütün çabalarımızın iyi veya kötü olarak karşılığını bulacağımızı, iman edip iyi işler yapanların aynı iyi işleri yapan aile fertleriyle birlikte cennette beraber olacağını, bu dünyada inkar vadisinde mutluluğu yakalamaya çalışanların cehenneme yaslanacağını ve hiçbir kurtuluş yolunun olmayacağını Rabbimiz “İnşikak” süresinde haber verir ve Şafağı, geceyi ve dolunayı görüp de onları yaratana niçin iman etmezler.
Tabiat kanunlarından yararlanırlar da Kur’an’daki kurallara göre hayatlarını tanzim edip Allah’ın kulları yerine niçin Allah’a secde etmezler? diyor.
Biz bu sureyi kendimize ve başkalarına okurken, polisin veya itfaiye erinin kendini yakmak isteyen insana yürekten seslenişi, yalvarışı gibi okumalıyız.
Servi gibi boylar baston gibi eğiliyor. Eklemlerden sesler gelmeye başlıyor. Ağrılar, sancılar ve çatırtılar bir taraftan bizim uyarıcılarımızdırlar: “Yükünü hafiflet” diyorlar.
Vatandaşlar zayıflama salonlarına koşuyorlar. Kilolarını veriyorlar ama saçların ağarmasını, gözlerin farımasını engelleyemiyorlar. Ağaran saçlar, buruşan yüzler, “Yükünü hafiflet” demeye devam ediyorlar.
Kefensiz gidenler var. Kalplerimizdeki putları atalım. Vücut gemisi toprağa doğru batışa geçti.
Gönlünüzde Allah’tan başka ilah taşımayın.
Yaratanın yanına gidiyoruz. Tenimiz tertemiz, tazece yaratılmıştı. Haramdan kazandığımız yükleri atalım. Rabbin huzuruna tertemiz varmaya çalışalım.
Cennete geçiş için “Şehadet” isterler. Diplomalar, makamlar, rütbeler, imkanlar bu dünya gardırobunda kalacak. “Şehadet” istenecek.
Değerli ve ağırlığı olan güzel işler yaparsak istikbalimiz güzel olur.
Sonu gelmez senelerde hoşlanacağımız bir yaşantı verilir.


