İster insanları kötü yöneten Firavun ol, ister haram paraya hükmeden Karun ol, ister insanları Firavunlara köle yapacak bir eğitimin başındaki Haman ol, ne olursan ol, adın ne olursa olsun zulmettiğin sürece yıkılacaksın demektir.
Bu olayın tarihteki tekerrürü bir değil, iki değil binlercedir.
Günümüzde geçmiş zalimlerden “Bir varmış bir yokmuş” haline gelen devletlerin çizgisinde yürüyenlerin de gideceği aynı yerdir.
Günümüzde dünyanın her yerinde kan akıtan, cana kıyan, camileri kurşunlayanların parasına ve silahına bakarak ümitsizliğe düşmeyin.
Gece vakti bir ev dolusu karanlığı gidermek için ev dolusu lambaya ihtiyaç yoktur. Küçücük lamba veya herhangi bir ışık kaynağı ev dolusu karanlığı gidermeye yeterlidir.
Hilekar Yahudiler ile zorba Romalıların saltanatına Hz. İsa aleyhisselamın ilahi mesajları son vermiştir.
İbrahim süresinin birinci ayetinde Kur’an’ı Kerim’in bizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak üzere indirildiğini haber verir. “Karanlıklar” kelimesi çoğul olarak kullanılmış fakat “Aydınlık” kelimesi tekil olarak kullanılmış.
Demek ki insanları sapıtan yollar çok ama insanları iki dünyada da mutlu edecek yol tek o da insanların çizdiği yol değil, Allah’ın indirdiği kitapta belirtilen yoldur.
Üçüncü ayette yoldan sapan kafirlerin sapmalarının ve saptırmalarının nedeni olarak aşırı derecede dünyayı sevmek ve dünyayı ahirete tercih etmek olduğu bildirilir.
Günümüzde krizlere sebep olanların, bankaların içini boşaltanların, kamerayla şantaj yapanların, para karşılığı adam öldürüverme çeteleri kuranların, bir makama gelebilmek veya geldiği makamda kalabilmek için yetimlerin hakkını hortumlamaya göz yumanların iç dünyalarındaki aktif gücün dünya sevgisi olduğu görülmektedir.
Yoksa bunların zimmete geçirdiği paraları harcayarak tüketmeleri mümkün değildir.
Rabbimiz burada, İbrahim süresinin 5-8’inci ayetlerinde Firavun ve Musa aleyhisselam arasında geçen olayı örnek olarak vermekte.
Firavun, İsrail oğullarının erkeklerinden dilediğini öldürüyor, öldürmediklerini de köle gibi zor işlerde çalıştırıyordu. Hatta İsrail oğullarını kendi aralarında parçalara ayırarak güçlerini zayıflatıyor böylece yönetimini kolaylaştırıyordu.
Gücünü göstermek için gökyüzünde Allah’ı arama kuleleri kuruyor ve böylece kölelerin gözlerini korkutuyordu. (Mü’min 36)
Sonuç Firavun’un helaki, Hz. Musa’nın zaferiyle noktalanır.
Ahkaf süresinin 35’inci ayetinde Sevgili peygamberimize ve onun şahsında bize “Ulü’l-azm peygamberlerin sabrettiği gibi sabret” buyurulmuş.
İbni Abdi’l-Berr et-Temhid 14/122’de bu ayette bahsedilen Ulü’l-azm peygamberlerin, Hz. Muhammed, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa olduğunu söyler ve Ahzab süresinin yedinci ayetini delil olarak getirir.
İbrahim süresinin 13’üncü ayetinde Kafirlerin kendi yollarını din edindiklerini ve Müslümanları da kendi sapık dinlerine döndürmek için zorladıklarını, eğer sapık dine dönmezlerse yurtlarından çıkarılma tehdidinde bulunduklarını haber verir.
İslâm alemi üzerine sekiz defa haçlı seferleri düzenleyen batı, “Avrupa’nın ortasında Müslüman istemiyoruz” sloganıyla Bosna’da ve Kosova’da Müslüman katliamı için Sırpları kışkırttı. Türkiye’de ajanları ve ajansları aracılığıyla Müslümanları gözden düşürme planları yaptı, uyguladı ama Müslümanların uyanmasına, Müslümanlığa yan çizen batı hayranı insanlarımızın kendine gelmesine sebep oldu.
“Batı bizi sever, batıda dini değerler değil, insani değerler belirleyici rol oynar” diyenler, bir sözde Ermeni soykırım iddiasında istisnasız Hıristiyan batının tek blok halinde karşımıza dikilmesi batı hayranı insanlarımızla kaynaşmamıza sebep oldu.
PKK’nın elindeki silahların Amerika tarafından verildiği, ceplerindeki dolarların Amerikan helikopterleriyle taşındığı açık ve net olarak ortaya çıkalıdan beri Amerikan sevenlerimiz bile sıtkı sıyırdılar onlardan.
Firavun’un zulmü, bütün mazlumları Hz. Musa’nın etrafında topladığı gibi batının İslâm’a karşı gaddar tavrı, kafire hoşgörü, Müslüman’a sırt dönme hastalığına tutulanlarımızın da aklını başına almasına sebep olmuştur.
Biz, azimle sebatla doğru bildiğimiz yolda o Ulü’l-azm peygamberleri gibi yürüyeceğiz. Zalimin elinden tutarak zulmetmesini engelleyerek, mazlumu da zulümden kurtararak her ikisine de yardım elimizi uzatmış olacağız. Yoksa hoşgörü adına zalime: “Vur, elin dert görmesin” diyenlerden olmayacağız.


