Televizyon günlüğü
İyi bir televizyon izleyicisi olduğum söylenemez. Bazen, dikkatimi dağıtmak için ekranın karşısına geçiyorum, o kadar. İşte o anlardan, akşamlardan not defterime yansımış birkaç şey:
ATV televizyonunda, Muhabir isimli haber araştırma programını izliyorum. Son günlerde tekrar görüldüğü söylenen uçan cisimleri ve uzaylıları tartışacaklar. Programı hazırlayıp sunan zatı muhterem, Kur’an-ı Kerim’in şifrelerini çözme işine kendini adamış olan konuğuna, yani Ömer Beye ilk soruyu yöneltiyor: “Kur’an’ı Kerim’de uzayla ilgili ayet ve hadis var mı?”
"Uzmanımız" da, hiçbir düzeltme yapmadan, soruyu cevaplıyor.
Bu cahilliğe daha fazla dayanamam. Geçelim.
Bazı sevdiğim oyuncular orada olduğu için, Elveda Rumeli, takip etmeye çalıştığım iki diziden biri. Fakat bir daha bu diziyi izlemeyeceğim. Nedeni şu: Dizide birbirini seven iki genç var. Yabancı Damat dizisindeki gibi; erkek olan Hıristiyan, kız olan ne hikmetse yine Müslüman.
Dizi, Abdülhamit Han döneminin Balkanlarını anlatıyor. Yıl 1908.
Bu iki gencin durumu, yaptıkları, Müslümanları fena halde rahatsız ediyor. “Bir Müslüman Hanım, nasıl olur da bir Hıristiyanla birlikte olur” diye küplere biniyorlar. Sonunda, iki genci bir arada yakalayıp güzelce dövüyorlar. Dövenler, dindar kimseler...
Kızın ablası, tabancasını kaptığı gibi, kardeşini dövenlerin oturduğu mekânı basıyor. Ve en az beş kere, onlara “köpekler” diye hitap ediyor. Hitap etmiyor, bağırıyor. Aynı söylem, karakolda da devam ediyor: “Sizi gidi köpekler! Size ne oluyor?”
Bana bir şeyler oluyor.
Hadi, ruh ve sinir sağlığımızı korumak için bunları seyretmeyelim. Mütedeyyin insanlara hitap eden bir kanalı açalım. Açtım.
Ana Haber bülteninde, manken Tuba Özay’ın hapishaneden tahliye olması beşinci, Filistinlilerin Gazze’deki trajedisi ise yedinci haber olarak veriliyor.
Sekizinci habere kalmadan, kanalı değiştiriyorum.
Bir başka dini bütün kanalda, Artvin ile ilgili belgesel var. Babam askerliği bu şehirde yapmış. Seyredelim bakalım.
Artvin’de her yıl geleneksel olarak düzenlenen bir festival gösteriliyor. Yöre halkı, sivil ve askeri erkân, ünlü konuklar vs. Cümle şu: “Festivale katılan ünlü mankenler, yöre halkına büyük moral verdi.”
Bu olmadı işte... Mankenlerin hepsi bayan...
Bir başka muhafazakâr kanalımızda, kendi çektikleri düşük maliyetli bir film ekrana geliyor. Biraz da ona bakalım.
Köy yerinde, bir adam, sol çenesindeki azı dişini çektiriyor. Diş çekimi kelpetenle yapıldığı için, biraz uzun sürüyor, meşakkatli oluyor.
Nihayet diş çekiliyor. Ve adama dişinin çekildiği yere koyması için pamuk veriyorlar. Pamuğu alıyor ve sağ çenesine koyuyor.
Bu ne amatörlük! Gülelim mi, ağlayalım mı, yoksa utanalım mı?
Şimdi bunları kime anlatacağız?
Malum, kabahat samur kürk olsa, yine de kimse üstüne almaz.
Söz konusu kanallarda, yönetici arkadaşlar, hatta tanıdık müdürler var. Onlara arasam, “hâlâ orada mısın” diyecek, hatta bunların küçük ve önemsiz ayrıntılar olduğunu söyleyecekler.
Gerçekten ilginç
Aksaray’a giderken gördüm. Fatih Belediyesi, caddenin en görünür yerine iki tane reklâm panosu yerleştirmiş. Panolarda yazan şu: “Tarihi eserler günışığına çıkarılıyor.”
“Ne güzel” demeye kalmadan, panolardaki fotoğrafları görüyoruz. Biri Tekfur Sarayı, diğeri de Bizans surları...
Hayır, “Bizans eserlerini ihya ediyorlar” diye feryat etmeyeceğim.
Diyeceğim şu: Bunlar toprak altında mıydı ki, günışığına çıkarılıyor?