| deneme Haberleri |
Konya’da cinayet dedektifleri el attıkları her olayı çözüyor. Polis, 2004’ten bu yana meydana gelen 115 cinayetin tamamını aydınlattı. Bu başarıda aslan payı ekip çalışmasının. Delilden suça gidiliyor, zanlılar çok iyi sorgulanıyor.
Aralık 2007’de Konya Aslım Çöplüğü’nde, bıçakla öldürülmüş, kimliği belirsiz bir kadın cesedi bulunur. İlk 12 saatte kayıp başvurusu olmayınca Cinayet Büro Amirliği, savcıdan izin alıp morgdaki kadının çamurlu yüzünü yıkar. Saçlarını tarar ve makyaj yapar. Ölü kadının vesikalık fotoğrafları çekilip tüm ekiplere dağıtılır. Bir barda fotoğraftaki kadını tanıyan biri çıkar. Kadının önce adresine ve kimliğine, ardından da katile ulaşılır. Kısa sürede çözülen bu cinayette izlenen yol için herkes, “Bu yöntemi FBI kullanıyor” diyordu. Hâlbuki Konya Cinayet Büro Amirliği’nin olayı çözmek için kullandığı yöntem, cinayetlerden hemen sonra yapılan beyin fırtınasında ortaya çıktı.
Konya dedektiflerinin olay çözmedeki mahareti bununla sınırlı değil elbet. Son dört buçuk yılda Konya’da meydana gelen 115 cinayetin tümünü, Cinayet Büro Amirliği çok farklı yolları kullanarak aydınlatmayı başardı. Tozlu raflara kaldırılan 8 faili meçhul dosya da yeniden açılıp kısa sürede aydınlatıldı. Konya’da cinayet işleme oranı, olayların çözülmeye başlamasından sonra yüzde 30 düştü. Bir bakıma cinayetlerin çözümü, yenilerini önlüyordu. Asayiş Şube Müdürü Ercan Taştekin’e göre eğer cinayetleri aydınlatmada yüzde 100 başarı yakalanmamış olsaydı en az 40 kişi katil olmuş, bir o kadarı da toprağa girmiş olacaktı. Polisiye CSI dizisindeki gibi cinayet vakalarındaki en küçük bulguları bile derinlemesine araştıran Cinayet Büro Amirliği, senaryolar üretip şaşırtıcı sonuçlar elde ediyor. Konya Emniyeti’nin güven veren çalışmalarından ötürü, geçtiğimiz yıl en güvenilir kurumlar listesinin bir numarasında polis vardı.Bugünkü tablonun ortaya çıkması, Konya Emniyet Müdürlüğü’ne Mehmet Salih Tuzcu’nun 2003 sonunda atanmasıyla başlar. Tuzcu, Asayiş Şube Müdürlüğü’ne Ankara’da görev yaparken cinayet olaylarını çözmesiyle ünlü Ercan Taştekin’i, Cinayet Büro Amirliği’ne de genç komiser Ertuğrul Güler’i getirir. Bürodaki tüm polisler de değiştirilir. Cinayet Büro’nun polis sayısı 38’den 20’ye düşürülür. Ekipteki polisler, üniversite mezunları arasından sınavla seçilir ve yüksek lisansa teşvik edilir. Sayıca az; ama nitelikli personelle çalışma tercih edilir.
Cinayet Büro Amirliği’nin aydınlattığı olayları teknolojik imkânlar ve laboratuarlarla açıklamak tek başına yeterli değil. Ekibin uyumlu olmasını, delil toplarken titiz davranmasını, cinayetleri çözerken uykusuz kalma pahasına hızlı ve aralıksız çalışmasını da unutmamak lazım. “Ben değil biz” diyen ekip, olayı çözen kişiyi ön plana çıkartmıyor, “Bu olayı büromuz çözdü” diyor.
Örnek olayların başında Hüzün 42 adını taşıyan operasyon geliyor. 11 yaşındaki Ebru Çiftçi, Eylül 2001’de okul dönüşü ortadan kaybolur. Yapılan çalışmalar sonuç vermez. Beş yıl sonra, Haziran 2006’da 10 yaşındaki Emine Dudu Ertekin de okul dönüşü ortadan kaybolur. Cinayet Büro Amirliği çeşitli senaryolar üzerinde çalışmaya başlar. 20 alternatif yol belirlenir ve çocuk sapıkları üzerinde yoğunlaşma kararı alınır. Çocuklara taciz ve fiili livatadan kaydı bulunan 75 kişi takibe alındı. Bunlardan biri de Ali Kemal Tufan’dır. İkinci olaydan 15 gün sonra tespit edilen zanlı, 11 gün boyunca 24 saat aralıksız takip edilir. Bu sürede değişik meslek kılıfında zanlının iş yerine giden cinayet polisleri, hedef kişinin profilini, nasıl birisi olduğunu, neden hoşlandığını ya da hoşlanmadığını öğrenir. Akademik camiadan bu kişinin nasıl bir ruh hâline sahip olabileceği belirlenir. Çocuk pedofili hakkında araştırma yapılır. Ali Kemal Tufan’ın kendi kızını her gün okula götürmesi, yaptığı suçların bir yansıması şeklinde yorumlanır. Gözaltına alınıp sorgulandığında kendisine asla ‘sapık’ denilmez. Sorgusu boyunca sessiz kalan bu kişiyle konuşurken çok farklı bir yol denenir.
ASANSÖRDEKİ KAN LEKESİ İLE TAKSİCİ CİNAYETİ ÇÖZÜLDÜ Profesyonel sorgu taktiği sırasında ikinci bir şahıs oluşturulup Ali Kemal Tufan’ın konuyu açması sağlanır. Zanlı, içindeki bu ikinci kişilikten nefret ettiğini dolaylı yoldan anlatır. Sonunda Tufan, her iki kız çocuğunu da okul önünden kandırarak aracına alıp kaçırdığını, tecavüz ettikten sonra öldürerek gömdüğünü itiraf eder. Çocukları gömdüğü yeri “Vahşetti. Gösteremem.” diye karşı çıkar; ama bir süre sonra o noktayı polise gösterir. Ertuğrul Güler, bu olayın zanlı hakkında toplanan veriler ışığında yapılan güçlü sorgu ile aydınlatıldığını söylüyor. Konyalıların yaşananlardan duyduğu üzüntü operasyonun adını da belirler: Hüzün 42.Büro çalışanları bir cinayeti çözmek için önce işe iyi konsantre olunması gerektiğine inanıyor. Bu amaçla bürodaki odaların duvarlarına, dedektifleri motive etmek için öldürülen kişilerin isimleri büyük harflerle yazılıyor. Bu olaylardan biri de Temmuz 2005’te Beşyüzevler Semtinde Hakkı Önsarıcı adlı taksicinin öldürülmesidir. 37 yerinden bıçaklanarak öldürülen taksicinin üzerinde cüzdanı ve paraları olmadığı tespit edilir. Faillerin, çaldıkları taksiyi 15 km uzaklıktaki Bosna Hersek Mahallesi’nde terk ettiği dakikalar sonra öğrenilince tüm ekipler bu bölgeye yönlendirilir. Katillerin evde üstlerini değiştirdiği düşünülerek taksinin terk edildiği bölgedeki apartmanlarda ışığı yanan daireler not edilir.Taksicinin birçok yerinden bıçaklandığı için katillerin üzerine bulaşan kanının bir yerlere bulaşmış olabileceği düşünülür. Ekip, apartmanlarda tek tek kan izi arar. 5’inci gün bir apartmanın asansöründe kapkara bir kan lekesi bulunur. Altıncı katta da benzer bir leke vardır. Bu kattaki dört daireden biri, olayın olduğu gece ışığı yananlar listesindedir. Polis bekâr evine operasyon düzenlediğinde taksicinin cüzdanı, olayda kullanılan bıçaklar ve poşetlerin içinde kanlı elbiseler ele geçirilir. Operasyon esnasında bu şahıslar evde yoktur. İçtikleri sigara izmaritleriyle DNA testi yapılır ve eve gidip gelenlerin olayın zanlıları olduğu ispat edilir. Böylece cinayet kısa sürede çözülür.Cinayet Büro Amirliği en küçük delili bile ihmal etmiyor. Etmediği için de karmaşık gibi görünen birçok cinayeti kolayca çözüyor. Ocak 2007’de galerici Ömer Güraslan, beyaz bir minibüsle evinin önünden kaçırılır. Aynı gece bir çöplükte şahsın cesedi bulunur. Galericinin kaçırıldığı noktaya yakın yerlerdeki kamera kayıtları incelenir. Bir mağazaya ait güvenlik kamerasından beyaz bir minibüsün hızla gittiği tespit edilir. Görüntülerdeki küçük bir ayrıntı dikkat çeker. Minibüsün arka plakayı aydınlatan lambalarından birisi yanmıyordur. Hemen şehirde aynı marka tüm minibüsler belirlenir. Sonra da arka plakayı aydınlatan lambası yanmayan araç bulunur. Minibüste kan lekeleri vardır. Olaydan dört gün sonra zanlılar suçlarını itiraf eder. 4 lise öğrencisi, kızlara sarkıntılık ettiği gerekçesiyle galericiyi kaçırmış ve öldürmüştür. Başkomiser Ertuğrul Güler’e göre eğer hızlı hareket edilmezse, katilden ve delilden hızla uzaklaşılıyor: “Hızlı hareket etmezsek olay yerindeki deliller yok olabiliyor.”
“BİZ NELER YAPMIŞIZ”
Cinayet Masası’nın çözmekte en çok zorlandığı olayların başında PTT cinayeti geliyor. Eylül 2007’de PTT Borsa Şubesi’nin veznedarı Veli Sağdıç önce biber gazıyla etkisiz hâle getirilir, ardından bıçaklanarak öldürülür. Katiller kasadaki 15 bin YTL parayı da çalıp kaçar. Görgü tanıkları öğle saatlerinde şubeye üç kişinin girdiğini, birinin kadın, birinin de polis kıyafeti giydiğini söyler. Kadın sarı saçlıdır. Açık göbeğinde piercing kullandığı da notlar arasında yer alır. Şüpheliler plakasız kırmızı bir araçla olay yerinden uzaklaşmıştır. Polisin elinde ne bir kamera görüntüsü ne de somut bir delil vardır. Polis kıyafeti satan yerler ve yol üzerindeki güvenlik kameraları kontrol edilir. Bir işyerine ait kameradan aynı marka otomobile rastlanır. Aracın plakası okunmuyordur. Ankara’ya seminere gelen Amerikalı polisler aracılığıyla bu görüntüler ABD’de bir kaset çözüm merkezine gönderilir. Plaka yine okunamaz. Kent merkezi ve çevre illerdeki otellerde konaklayanlar taranır. PTT memurunun iş ve şahsi telefonları incelenir. Şubeden 15 gün içinde yapılan yüzlerce havale işlemi gözden geçirilir. Ama sonuç alınamaz. Bunun üzerine çeşitli senaryolar üretilir. Bu aracı kullanan faillerin, cinayetten önce keşif yapmış ve bu yüzden araçlarına bir benzinlikten yakıt almış olabilecekleri düşünülür. Konya çevresinde, 200 kilometrelik mesafede bir hafta içinde akaryakıt istasyonundan benzin alan araçların tespiti için, 4 bin 500 rulo akaryakıt fişi incelenerek 420 bin plaka belirlenir. Plakalar bilgisayara aktarıldıktan sonra aynı marka 265 araç tespit edilir. Yapılan inceleme sonucu araçlardan bir tanesinin olaydan bir gün önce emanet alındığı, olay günü akşamı ise teslim edildiği belirlenir. Emanet alan kişinin bekâr evinde kaldığı, işsiz ve borçlu olduğu öğrenilir.
Zanlıların evini takibe alan polisler, belirlenen şahsın kendi gibi borç batağında olan başka biriyle arkadaş olduğunu, eve sürekli kadınların gelip gittiğini tespit eder. Üç ay öncesine kadar eve sarışın, göbeğinde piercing olan bir kadının geldiği bu takipte ortaya çıkar. Zanlıların olay gecesi Mersin’e gidip yüklü miktarda harcamalar yaptığı belirlenir. Polis, erkek zanlılarla bir görüşme yapar. Görüşmenin ardından şahıslar, Karaman’a giden piercingli kadınla buluşur. Ardından kadını kuaföre götürüp tanınmaması için sarışın olan saçlarını meç yaptırırlar. Telefonları kırıp yeni makine ve hat alırlar. İpuçlarını birleştiren polis, ilk önce Karaman’daki ‘zayıf halka’ kabul edilen kadını yakalar.Konya’ya getirilirken bu kadın, olayın olduğu sokaktan bilinçli olarak geçirilir. Kadın uzun uzun buraya bakar. Ailesiz büyüyen dansöz kadına sorguda ‘hanımefendi’ diye hitap edilir. Öldürdükleri kişinin eşi ve iki çocuğunun fotoğrafı gösterilince olay çorap söküğü gibi çözülür. Zanlı kadın fotoğrafı görünce, “Biz neler yapmışız?” diyerek arkada nasıl bir hayat bıraktıklarını fark eder. Çocukların babasız kaldığını görünce kendi çocukluğuyla bağ kurup suçu itiraf eder. Böylece cinayeti işleyen diğer iki erkek de yakayı ele verir.Polis kadını Karaman’da yakaladığında “Ne yaptın anlat?” türünden sorguya çekmez. Konya’ya getirene kadar psikolojik bir zemin hazırlar. Şehre gelindiğinde pişmanlık duyması için çeşitli argümanlar kullanır. Başkomiser Güler olayla ilgili olarak “Zanlı kim olursa olsun, hangi mesleği yaparsa yapsın onun şifrelerini iyi seçmek, bunun için zanlıyı iyi tanımak gerekiyor. Olaylar ancak bu şekilde çözülebilir.” diyor.
1.8500