Bunu yaparken de, gözlerimizi boyamayı, göstermelik birkaç şey yapmayı veya denemeyi ihmal etmiyorlar.
Ülkedeki yoksulların sayısı her geçen gün artarken, zengin ile fakir arasındaki uçurum sürekli derinleşirken, yoksulluk sınırı asgari ücretin üç katıyken; köklü çözümler üretmek yerine, Başbakan Erdoğan ve hanımının birkaç fakiri ziyaret edip de “sofralarını şenlendirmesi” böyle bir şey... Hem de kameralar eşliğinde!
Bir başka örnek daha: Ülkedeki başörtüsü sorunu insanlık trajedisi halini almışken, yaşananlar vatandaşları devletten soğutma noktasına getirmişken; kararlı adımlarla bu sorunu çözmek yerine, bir ya da iki mağdur telefonla aranıyor. Bize göre yanlış kişiler aranıyor. Başbakan Erdoğan, İmam Hatipli Tevhide’yi arayıp teselli edeceğine, ona o terbiyesizliği yapan her kim ise, ondan, onlardan hesap sormalıdır.
Yine, gerek eski başbakan Sayın Gül’ün, gerekse Sayın Erdoğan ve Milli Güvenlik Kurulu’na katılan bakanların, Yüksek Askeri Şûra kararlarına şerh düşmeleri karşısında, birilerinin göğsü kabarmış olabilir. Fakat Sayın Gül’ün cumhurbaşkanı olmasından sonra katıldığı ilk MGK’da, irticai suçlardan dolayı ordudan atılan subayların kararını jet hızıyla onaylaması, daha önceki şerhlerinin göz boyamadan ibaret olduğunu ortaya koyuyor.
Başbakan Erdoğan’ın, cumhurbaşkanı Gül’ün onayladığı karara şerh düşmesi de öyle... Bir anlamda iyi polis, kötü polis oyununu oynuyorlar.
Sınır ötesi operasyon yetkisinin haftalarca bekletildikten sonra 28 Kasım itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine verilmesi de bu örneğe benziyor. O bölge kar altındayken sınır ötesi operasyon yetkisinin veya böyle bir operasyonun pek anlamlı olmadığını konunun uzmanları günlerdir dillendiriyor.
Sanki amaç, bölücü örgüt üyelerine ve işbirlikçilere gözdağı vermek yerine, halkı oyalayıp öfkeyi dindirmek... Askeri literatürde “oyalama muharebeleri” (taktikleri) diye bir terim vardır. Hükümetin ve başbakanın hem sınır ötesi operasyonla hem de diğer sorunlarla ilgili durumu, daha doğrusu tutumu bu...
Doğruluk hak kapısıdır.
Beklediğimiz budur.
****** ******* ********
Hatırda kalmaz, satırda kalır
Unutmuştum. Hüseyin Akın’ın Kastamonu’nun Çanakkale Kahramanları isimli kitabını okuyunca aklıma geldi. Orada da ilginç savaş hikâyeleri var.
Yıllar önce babam anlatmıştı. Babam 1939 doğumlu.
Civar köylerden birinde, yaşlı bir karı koca var. Adamın bir ayağı doğuştan sakat... Kadın ise yaşına rağmen hâlâ dünyalar güzeli... Babam ise toy bir delikanlı...
Biraz da aralarındaki samimiyete güvenerek, kadına takılıyor.
- A benim ninem, bula bula bu bir ayağı sakat adamı mı buldun?
Kadın ne cevap verse beğenirsiniz?
736 defa okundu...








1.8555
55.734
Yeni tasarımımızı nasıl buldunuz?







