Seçme yetkisinin, vatandaşın elinden alınmaya başlandığı, bunun yerine sermaye destekli güçlerin sahneye çıktığı bir ortamda demokrasiden nasıl bahsedeceğiz?
Sermaye gücünü elinde tutanların müdahalesi ile Demokrasi, parakrasiye dönüşmüştür. Türkiye’nin yönetim biçimin demokrasi olduğunu, ancak izlenen ekonomik modeller nedeniyle bunun tartışmaya açık hale gelmeye başladığını söylemek mümkün..
Türkiye’de ya da başka bir ülkede sermaye ile siyaset ilişkileri yoğundur. Bugün siyasi partilerin kampanyalarını, parası olan finanse edebilir. Dolayısıyla iç ve dış sermaye sahiplerinin bu noktada önemli bir etkisi olur.
Demokrasi, halkın seçme ve seçilme yetkisinin olduğu yönetim biçimidir.. Seçme yetkisi artık Türk milletinin elinden alınmaya başlanmıştır. Bunun yerine sermaye destekli bir takım güçlerin söz konusu olduğunu görmekteyiz. Bunun adı da artık demokrasi olmaktan çıkmış, parakrasi (Para babalarının demokrasisi) olmuştur.
Asla tesadüf değil
Yurt dışında üretilen fabrikalardaki üretim fazlası, Türkiye gibi ülkelere aktarılmaktadır. Bunun da nedeni yine uygulanan ekonomik modeldir. Yabancılar yurt dışında üretiyor, ancak oralarda piyasa doyduğu için üretim fazlasını Türkiye’ye getiriyor. Uygulanan ekonomik model de bu noktada onlar için uygun olunca o zaman Türk sermayesi bunlarla rekabet edemiyor. Öncelikle bunu tespit etmek gerekiyor. Öte yandan Türkiye’de bilinçli tüketici de olmadığı için ucuz bulduğu her şeyi alıyor.
Sadece tüketiyoruz
Kurlar düşük olduğu sürece ithal mallardaki artış sürecektir. Türkiye sadece tüketiyor. Bundan en büyük zararı ise rekabet etmekte zorlanan ulusal sermaye görüyor. Ulusal sermaye de kendisine cazip teklif sunan, cazip ekonomik yapıların bulunduğu ülkeleri tercih ediyor. Bu da bir ekonomik tercih olarak görülebilir. Bunun altında yatan planlamayı görebilmektir. Türkiye’nin içinden geçtiği süreçte hiçbir şey kurgu olmadığı gibi bu da asla kurgu değildir.
Borsadan kazandıklarıyla özelleştirmelere girdiler
Türkiye’de finans sektörünün yüzde 70’ine hükmeden yabancı sermaye, İMKB’den elde ettiği yüksek rantla da özelleştirmelere girerek yerli firmaları peş peşe ele geçiriyor. Türkiye; dünyada en yüksek faiz veren ülkelerden biridir. Yabancı sermaye getirdiği para üzerinden kâr etmek için Türkiye’ye gelmektedir. Sermayenin en büyük özelliği riski sevmemesidir. Bu kural, hem Türk sermayesi, hem de yabancı sermaye için geçerli. Yabancı sermaye açısından baktığınız da Türkiye’de risk yoktur. 100 milyar dolar markalara bağlanmış durumda.
Sektörler ilginç
Türkiye’de yabancı sermayenin geldiği sektörlere , bunun sonucunda elde edilen kârların çarpıcı olduğu ifade etti. Türkiye’de finans sektörünün yüzde 70’ine yakın kısmı yabancılarda. Bunun büyük bir kısmı da İMKB’de. Borsadaki kâr oldukça yüksek. Yabancı sermaye niye bu ülkeden gitsin. Kâr marjları bu kadar yüksek olmasına rağmen, başka işler yapmaya da gerek duyuyorlar. Gelmişken bir iki özelleştirmeye de girelim, diyorlar. Borsadan ya da diğer kağıtlardan kazandıkları paralarla, yani dışardan kendi öz sermayelerini getirmeden sadece burada kazandıkları paralarla özelleştirmelere giriyorlar. Ayrıca yüzde 22 faizle kazandıkları para da var. Özelleştirmelerde kullandıkları paralar bunlar. Ceplerinden para çıkmıyor ki. Bu açıdan bakıldığında Türkiye gibi bir ülkeyi nereden bulacaklar.
Ekonomik model önceden planlandı
Türk ekonomisinin sıcak para dolayısıyla yabancılaşma sürecine girmesi ve milli sermayenin yurt dışına kaçmasının temel nedeni olarak, Yüksek faiz-düşük kur içerikli ekonomik model gösteriliyor. Bu modelin hayata geçirilmesi elbette ki tesadüf değil. Türkiye üzerinde siyasi projelerin ortaya koyduğu bir plan. Bunun yanında AKP’nin iktidara gelmesinin önünü açan da yine bu ekonomik plan. AKP, seçim kampanyalarında, bu ekonomik modelin sonucu olan işsizlik ve krize karşı çıkmış ve bunu terk edeceğini açıklamıştı. Ancak bunun değişmediğini görmekle birlikte hem Türkiye’nin borcu arttı, hem de bu ekonomik modelin sonuçları daha ağır hissedilmeye başlandı. İşsizlik ve enflasyon düştü, milli gelir 9 bin dolara çıktı gibi söylemleri ise Brezilya dizisi olmanın ötesinde artık bir Türkiye dizisi olarak görmek gerekir.
Türk şirketleri peş peşe yabancıya yem oluyor
Yabancı sermaye önümüzdeki dönemde Türk ekonomisinde çok daha ilginç açılımlar gerçekleştirecektir. Yerli sermaye Romanya, Bulgaristan, Mısır, Çin gibi ülkelerde yatırımlar yaparak ekonomilerini kalkındırıyor. Yabancı sermaye de çok daha başka belki de tahmin edilemeyecek atılımlar gerçekleştirebilir. Elde ettiği kârlarla özelleştirmelere girip yerli kuruluşları satın alabilir. Yani bir daha üretim yapmamak üzere bizim kuruluşlarımızı ve firmalarımızı ortadan kaldırabilir. Böyle bir gelişme olursa, bu hiç de sürpriz olmaz.
Borç gelecek nesili ipotekli kılmaktadır. Dünyadaki faizler yüzde 5, Türkiye’deki faizler yüzde 22. Yani; yüzde 22 ile borçlanıp, yüzde 5 ile satıyoruz. Yabancının beş kat kârı var. Bu sarmaldan kurtulabilmeniz nasıl mümkün olur, öteleyerek. Türkiye’de borçlar öteleniyor.
Yola devam öyle mi? Sonra da bazı okuyucularım neden eleştiriyorsun, diyorlar!
Günün Sözü: Bilgisizliğin, bildiğinden fazla ise her an oyuna gelebilirsin.
662 defa okundu...


NURULLAH AYDIN
MAHMUT TOPTAŞ
AYDOĞAN DEVECİ





1.5120
60.866
Yeni tasarımımızı nasıl buldunuz?