Ramazan ayının gündüzlerinde selâtin câmilerde öğle namazından önce vaaz ediliyor, öğle namazından sonra da seçkin hafızlar tarafından mukabele okunuyor. İbâdet niyetiyle yapılan bu hizmet, aynı zamanda cemaat tarafından dinlendiği için Kur'an-ı Kerim eğitimine de katkıda bulunuyor. Ayrıca şehrimizde başta Kapı Câmii olmak üzere bazı câmilerde hatimle Teravih namazı kıldırılıyor. Bu sene hatimle Teravih namazı kılınan câmilere cemaat akımı, beklenenin ve umulanın çok üzerinde görülüyor. Bu aşk derecesindeki coşkun yönelişte, hatimle Teravih namazı kıldıran imamların, sevap duygusunun yanında okuyuşları ve seslerinin güzel oluşu önemli rol oynuyor. Demek ki bu işlerde sırf hafız olmak meseleyi halletmiyor. İbâdetin rağbet görmesi, câminin cemaatle konuşması ve ilginin artması için Kur'an-ı Kerimi güzel okumak ve güzel sesli olmak gerekiyor.
Yeryüzündeki kubbeli kubbesiz, minâreli minâresiz bütün câmiler, kıblegâhımız Kâbe'nin şubesi mesabesindedir. Ayrıca yeryüzü de, mâbed hükmünde olduğuna göre Kâbe kadar kutsaldır, her türlü hizmete ve saygıya lâyıktır. Yaygın olan bu kutsallık, Kâbenin manevî varlığında toplandığı, milyarlarca rükû ve secdeler O mübârek mekâna, makam-ı İbrahime ve Hacer'ul Esved'e yöneldiği için Kâbe, Allah'ın evi olmaya hak kazanmıştır. Kâbe'nin huzurunda Allah-u Ekber diyerek namaza başlayan, Fatiha suresinin sonunda cemaattan yükselen amin sesleri, minarelerin sema ile bağlantı kurduğu câmilerden yükselen tekbir sesleriyle bütünleşir, bu manevî iletişim sayesinde Kâbe'nin feyiz ve bereketi mü'min gönüllere ulaşır. Konuya bu açıdan bakabilen mü'minlerin, Ramazan ayına bakışları genişlik kazanır, bu derinlik karşısında nefisleri haddini bilir, ezelî ve ebedî düşman şeytan siner, sevap ümitleri artar, Cenab-ı Hakkın rahmetini hissetme ve nimetlerinden faydalanma şansları son derece yükselir.
Çok değil 10 sene önce, Ramazan ayında iftar ve sahur programlarını hazırlayan ve sunanlar bu kadar yetenekli ve stüdyoya bu kadar yakışır değillerdi. Yakın zamana kadar iftar ve sahur programlarında güzel sesli bir hafız sadece Kur'an-ı Kerim okur, sonra çok ilginç olmayan dinî bir konuşma yapılır ve program biterdi. Kur'an-ı Kerim okuyacakları ve dinî konuşma yapacakları Diyanet İşleri Başkanlığı belirlerdi. TRT’nin dışında özel kanallar ve radyolar Ramazan programlarına pek ilgi göstermezlerdi, yani program akışları içerisinde dinî konulara fazla yer vermezlerdi. Hattâ Ramazan ayıyla ve oruçla ilgili kasıtlı haberler yayınlarlardı. TRT’deki programlarda alışılmışın dışında resmi ve soğuk bir ciddiyet içerisinde olurdu. Meselâ; tasavvuf musikisine her nedense yer verilmez, hattâ bu tür musiki çok fazla bilinmez ve dinlenmezdi.
Televizyonlardaki bütün programlar yardımcı, hatta tamamlayıcı unsur olarak musikiyi kullanırken, dinî programlarda dinî musikiye yer verilmezdi. Bu konuda Amir Ateş ilâhî grubunun ve Ahmet Hatiboğlu tasavvuf musikisi korosunun hizmeti ve rolü büyük olmuştur. Güzel Kur'an-ı Kerim okuyan hafızlar vardı ama güzel ilâhî ve kaside söyleyen yani o alanı kendisine iş edinmiş meraklı hafızlar pek yoktu. Hele hele enstrümantal ilâhiler söylemek yadırganıyordu. Esasen bu türün televizyonda seyircisi de yoktu. O sebeple iftar ve sahur programları neşesiz geçer ve manevî bir haz vermezdi.
Hafız ve bestekâr Amir Ateş ilâhî topluluğu, TRT’de mübârek gün ve gecelerde düzenlenen mevlid programlarıyla seyirciye hoş gelmeye başladı. Ramazan bahanesiyle üstad Ahmet Hatiboğlu'nun koro halinde Tasavvuf musikisi konserleri büyük takdir topladı ve bu alana ilgi duyulmasını sağladı. Bu tarz programlar reyting yapmaya başlayınca özel televizyonlar da, iftar ve sahur programlarına ilgi duymaya başladılar. Buna rağmen halen direnen televizyonlar da yok değil. Bu yılki Ramazan akşamlarından bir akşam TRT 1 de klâsik Türk musikisi okuyan sanatkârlardan oluşan bir grubun koro ve solo tasavvuf musikisi konseri, gerçekten ilgi ile izlendi ve zannediyorum çok büyük takdir topladı. Seyirci bu tarz programlara adeta susamış, tekrarını hasretle bekliyor. İnanmazsanız reyting ölçümü yapanlara üşenmeyin ve utanmayın sorun.
Televizyonlardaki iftar ve sahur programlarının sempatik sunucuları bazen yurt içine ve bazen yurt dışına gidiyorlar. Mikrofonu oralarda Ramazanı yaşayan vatandaş ve soydaşlarımıza uzatarak düşüncelerini alıyorlar ve bize sevinçli dakikalar yaşatıyorlar. Onların yaşadıkları Ramazan sevinci ve serbestliği bizim hoşumuza gidiyor. Öyle bir hava oluşuyor ki kendimizi onların arasında görmek ve onlarla birlikte iftar sofralarına oturmak istiyoruz. Anadolu’nun değişik köşelerinden Ramazan manzaralarını evimize getiriyorlar ve manevi neş'emizin daha da artmasına katkıda bulunuyorlar. Görüyoruz ve anlıyoruz ki ülkemizin her köşesi Ramazanın manevî havasını gönlüne sindirmeye çalışıyor. Çarşıda, pazarda mü'min gönüllerdeki memnuniyeti ortaya koyan tablolar seyrediyoruz. Câmilerde dökülen göz yaşlarını, Bosna ve Hersek’de, Kosova’da yapılan şükür dualarını görür gibi oluyoruz.
İftar ve sahur programlarında yurt içine olduğu gibi yurt dışına da maharetle uzanan televizyonlar, Ramazan rahmetinin nerelere ulaştığını göstermeleri bakımından çok faydalı oluyor. Özellikle Balkanlardaki Ramazan heyecanı her nedense bizi hemen kendine çekiyor. Bizim de tam kavrayamadığımız ama hissettiğimiz tarihî bir güç var. Kosava’dan, Üsküp’ten, Köstence’den, Kırcali’den, Gümülcine’den ve İşkodra’dan çok iç açıcı ve ümit vereci haberler alıyoruz. Balkanlarda yaşayan Müslümanların dinleri, dilleri, câmileri, ezanları, ilâhileri, kasideleri, destanları, davulları, iftar sofraları, çarşı pazarları, Ramazan eğlenceleri bizim bir parçamız.
Balkanlarda Ramazanı yaşayan soydaşlarımızı görünce, sorumluluğumuzun ne kadar büyük olduğunu bir kere daha düşünüyorum. Biz yalnız sınırlarımız içerisinde yaşayan insanlardan değil, sınırlarımız dışında kalan soydaşlarımızdan da sorumluyuz. Türkiye’de atacağımız her siyasi adımda, alacağımız her kararda onların da varlığını düşünmek ve dikkate almak zorundayız. Bu çıkışımızın onlara zararı mı dokunur, yoksa faydası mı dokunur, bunun da inceden inceye hesabını yapmak mecburiyetindeyiz. Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında yaşayan, bizim gibi düşünen, bizim gibi heyecanlanan, bizimle üzülen ve bizimle sevinen Müslüman ve Müslüman olmayan soydaşlarımızın gelecekleri, bizim geleceğimize bağlı. Siyasal ve ekonomik açıdan güçlü bir Türkiye onların da huzur ve barış içerisinde yaşamalarına ve gönüllerince Ramazanı hissetmelerine destek olur ve olacaktır.
Kardeşlik mevsimi Ramazan ayı, inşallah bu şuurun yerleşmesine vesile olur.
696 defa okundu...


NURULLAH AYDIN
MAHMUT TOPTAŞ
AYDOĞAN DEVECİ





1.5120
60.866
Yeni tasarımımızı nasıl buldunuz?