Tuz Gölü’yle yeraltı suları arasındaki kod farkı iyice azalıyor. Küresel ısınma, kuraklık ve çölleşmeye karşı kamuoyunda alınması gerekli tedbirler tartışılırken İl Genel Meclisi kuraklık komisyonu oluşturmak için çalışmalara başladı.
Aslında tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de uzun zamandır susuzluk ve çölleşme tehlikesi vardı. Ama bu yıl bu tehlikeler daha fazla dikkat çekti. Gerek su tasarrufu, gerekse çölleşmeyle ilgili birçok haberler yapılmaya, halkın dikkati bu konulara çekilmeye başlandı. Ülkemizde, susuzluğun ve çölleşmenin tehdit ettiği yerlerin başında Konya Havzası geliyor. Türkiye'nin tahıl ambarı olarak görülen Konya Havzası, her ne kadar akıllarımıza bozkır, susuz, uçsuz bucaksız tarlalardan oluşan bir alan gibi gözükse de aslında hiç de öyle değil. En azından değildi. Çünkü Konya çevresinde Akşehir Gölü, Ereğli Sazlıkları, Çavuşçu Gölü, Meke Gölü, Tuz Gölü ve Beyşehir Gölü gibi irili ufaklı 16 göl bulunuyordu. "Bulunuyordu," diyoruz, çünkü son yıllardaki kuraklık nedeniyle ya bu göllerin bir kısmı tamamen kurudu ya da sularının üçte ikisi çekildi.
TÜRKİYE ÇÖLLEŞİYOR
WWF'nin raporuna göre doğal kaynakları şu andaki hızında tüketilmeye devam edilirse, insanlığın 2050 yılında iki gezegene daha ihtiyacı olacak. Bu durum, biyolojik yenileme kapasitesinin yüzde 50 fazlasını tüketen Türkiye için daha büyük önem taşıyor. Çünkü Türkiye'de birbirini etkileyen sorunlar yüzünden sularla birlikte topraklar da kaybediliyor.
Türkiye'de her yıl tarım alanlarından 500 milyon ton, tüm ülke yüzeyinden 1,4 milyar ton verimli üst toprak erozyonla kaybedilirken, ülkenin erozyonla kaybettiği bu topraklar, 25 santimetre kalınlığında, yaklaşık 400 bin hektar genişliğinde bir araziye eşdeğer olarak tutuluyor. Bitki örtüsü ve özellikle ormanların tahribi sonucu, toprak erozyonu ile her yıl 1 milyar 400 milyon ton toprak göllere, denizlere taşınarak ya da barajları doldurarak yitiriliyor.
Ülke topraklarımızın yüzde 90'ında çeşitli şiddetlerde erozyon yaşanıyor (yüzde 63'ünde çok şiddetli ve şiddetli görülüyor) ve bu durumun Avrupa'nın 17, Kuzey Amerika'nın 6 katı civarında olduğu belirtiliyor. Türkiye'de akarsularla birlikte alandan taşınan toprağın, ABD'nin 7, Avrupa'nın 17 ve Afrika'nın 22 katı daha fazla düzeyinde olduğu vurgulanıyor.
NASA'nın yaptığı araştırmaya göre, erozyonun şiddetlenerek devam etmesi ve etkili tedbirler alınmaması halinde Türkiye'nin büyük bir bölümü 2040 yılında çöl olacak.
GÖLLERİN ÜSTÜNDE TARIM YAPILIYOR
Hotamış Gölü, Suğla Gölü tamamıyla kuruyup haritadan silinen göllerden. Hatta Hotamış Gölü'nün üstünde şu anda tarım yapılıyor. Ereğli Sazlıkları, Eşmekaya Gölü, Meke Gölü ve Akşehir Gölü'nün ise yüzde 70-80'i çekilmiş durumda. Tabii bu göllerin kurumasının, suların yerini toprağa bırakmasının birçok nedeni var. Bunların başında Konya Havzası'nın Türkiye'nin en az yağış alan yeri olması geliyor. Türkiye'nin yağış ortalaması yılda 650 ml iken, Konya Havzası'na yılda ortalama 325-350 ml yağış düşüyor. Konya'nın kuzey kesimindeki Karapınar ve Emirgazi taraflarında ise durum daha vahim, çünkü oralarda yıllık ortalama yağış 250 ml civarında. Tabii bu rakamlar bu yıl için geçerli değil. Çünkü bu yıl bölgeye düşen yağışta üçte bir oranında azalma var. Çölleşmenin tek nedeni yağışlardaki azalmadan kaynaklanmıyor. Konya'da nüfusun çoğalması ve sanayileşme suya olan talebin artmasına neden oldu. Konya Havzası'nda hâlâ vahşi sulama yapılması, yani yağmurlama ve damla sulama sistemine tam olarak geçilmemiş olması da su tüketiminin aşırı olmasına neden oluyor. Konya'da bu yıl tarımın verimliliği yüzde 70 oranında düştü. Zaten hükümet de bölgeyi afet bölgesi ilan etti ve çiftçilere dekar başına 15 bin lira destekleme primleri vermeye başladı. Şimdilik 75 bin çiftçi bu primlerden faydalanmak üzere müracaat etmiş bulunuyor. Konya'nın orman varlığı yüzde 13 civarında. Birleşmiş Milletler, "Bir ülkenin orman varlığı yüzde 30'dan az ise o ülke çölleşmeye mahkûmdur" diyor. Yani Türkiye'de çölleşme Konya, özellikle de Karapınar Bölgesi'nden başlıyor. Zaten TEMA Vakfı'nın hazırladığı çölleşme haritasında da bu açıkça görülüyor. Kuraklığın önüne geçmek için yeraltı sularını çeken kaçak kuyuların kapatılması, vahşi sulamanın önüne geçerek damlama ve yağmurlama sulamanın yapılması ve halkın susuz tarıma yönlendirilmesi şart. Bir de buğday ve pancara alternatif ürünlerin yetiştirilmeye başlanması da düşünülmesi gerekenler arasında.
GERİ KAZANMAK KOLAY OLMUYOR
1 ton buğday elde edilmesi için bin ton, 1 porsiyon bonfilenin yenecek halde sunulabilmesi için (hayvanın büyümesi, beslenmesi vb.) 9 bin 800 litre, 1 pilicin yenebilir hale gelmesi için 1200 litre, 1 kilo ekmek için 400-1200 litre suya gereksinimin duyulduğu günümüzde kaybedilen ülke suyu ve toprağı için harekete geçmenin önemine işaret ediliyor. Yıllardır sulak alanların kuruduğu ülkede bilinçlenmenin, büyük kentlerde su kesintilerine gidilmesiyle başladığını belirten WWF-Türkiye ve Tema Vakfı yetkilileri, “40 yılda 1,25 milyon hektar alanı kaybettik. Halen kayıplar sürüyor. Kişi başına düşen su azaldı, topraklarımız verimini kaybetti. Artık ülkede daha ciddi önlemlerin alınması gerekiyor” dedi.
İL GENEL MECLİSİ’NDEN KURAKLIK KOORDİNASYON KURULU
İl Genel Meclisi, Konya için hayati önem arz eden konuları anında meclis gündemine taşıyarak çözüm noktasında projeler üretmeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Beyşehir gölünün kurtarılması için akademisyenlerle rapor hazırlayan mecliste bu kez AK Parti Grup Başkan Vekili ve İl Genel Meclisi Üyesi Erol Küçükbakırcı ve arkadaşları tarafından “Konya İli Kuraklık Koordinasyon Kurulu” kurulması için önerge verildi
'ÇİFTÇİYE DE BÜYÜK GÖREV DÜŞÜYOR'
Memleket
1873 defa okundu...













1.8305
Yeni tasarımımızı nasıl buldunuz?







