2 Aralık 1884'te Üsküp’te doğdu. 1 Kasım 1958'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. Asıl ismi Ahmed Agâh. Üsküp Belediye Başkanı Nişli İbrahim Naci Bey'in oğlu. Annesi Nakiye Hanım ise şair Lefkoşalı Galib'in yeğeni. Çocukluk yılları Üsküp'teki şiirlerine de yansıyan Rakofça çiftliğinde geçti. İlköğrenimini özel Mekteb-i Edep'te tamamladı. 1892'de Üsküp İdadisi'ne girdi. Bir yandan da İshak Bey Camii Medresesi'nde Arapça ve Farsça dersleri aldı. 1897'de ailesi Selanik'e taşındı. Annesinin ölmesi, babasının tekrar evlenmesi yüzünden aile içinde çıkan sorunlar nedeniyle Üsküp'e döndü. Tekrar Selanik'e gönderildi. 1902'de İstanbul'a geldi. Vefa İdadisi'ne (lise) devam etti. Jön Türk olma hevesiyle 1903'te Paris'e kaçtı. Bir yıl kadar Meaux okuluna devam edip Fransızca bilgisini geliştirdi. 1904'te siyasal bigiler yüksek okuluna girdi. Jön Türkler'le ilişki kurdu. Ahmet Rıza, Abdullah Cevdet, Samipaşazade Sezai, Prens Şahabettin gibi dönemin ünlü kişilerini tanıdı. Şefik Hüsnü ve Abdülhak Şinasi Hisar'la arkadaşlık kurdu. 1912'de İstanbul'a döndü.
1913'te Darüşşafaka'da edebiyat ve tarih öğretmenliği yaptı. Medresetü'l-Vaizin'de uygarlık tarihi dersi verdi. Mütarekeden sonra Âti, İleri, Tevhid-i Efkâr, Hakimiyet-i Milliye dergilerinde yazılar yazdı. Arkadaşlarıyla "Dergâh" dergisini kurdu. Yazılarıyla Milli Mücadele'yi destekledi. 1922'de barış anlaşması için Lozan'a giden kurulda danışman olarak yer aldı. 1923'te Urfa milletvekili oldu. Cumhuriyet'in kurulmasından sonra Varşova ve Madrid'de ortaelçisi olarak görevlendirildi. Daha sonra sırasıyla Yozgat, Tekirdağ, 1943-1946'da da İstanbul milletvekili oldu. Halkevleri Sanat Danışmanlığı yaptı. 1949'da Pakistan Büyükelçisi iken emekli oldu. Yaşamının son yıllarını İstanbul'da Park Otel'de geçirdi. Tutulduğu müzmin barsak kanamasının tedavisi için 1957'de Paris'e gitti. Bir yıl sonra Cerrahpaşa Hastanesi'nde aynı hastalık nedeniyle öldü.
Selanik yıllarında "Esrar" takma adıyla şiir yazmaya başladı. İstanbul'da Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin'in şiirleriyle tanıştı. İrtika ve Mâlumât dergilerinde "Agâh Kemal" takma adıyla Servet-i Fünun'u destekleyen şiirler yazdı. Paris'te Fransız simgecilerinin şiirlerine yakınlık duydu. Fransız şiiriyle kurduğu yakınlık, Türk şiirine faklı bir açıyla bakmasını sağladı. Türk şiiri ve Türkçe söz sanatlarını inceledi. "Mısra haysiyetimdir" sözüyle şiirde dizenin bir iç uyumla, musiki cümlesi halinde kusursuzlaştırılması gerektiğini anlatır. Şiirleriyle olduğu kadar şiirle ilgili görüşleriyle de büyük yankı uyandırdı. Ona göre divan şiiri "yığma" bir şiirdi. parçacılık ve belirsizlik üzerine kuruluydu. Tanzimat şairleri bu şiiri birleştirme çabalarında yetersiz kalmıştı. Servet-i Fünun'cular yapay ve yapmacık bir dille yetinerek öze inememişlerdi. Oysa sanatçı kendi ulusunun dilini bulmalıydı. Batı'dan edindiği yüksek beğeniyle, Batı şiirine öykünmeyen yerli bir şiire yöneldi. Biçime ağırlık tanıdı. Esinlenmenin yerine dil işçiliğini getirdi. Arka planında bir tarih bulunan şiirlerinde imgeye de yer vermedi. Dize çalışmasındaki titizliği "az ve güç yazıyor" izlenimi uyandırdı. Yaşadığı sürede hiç kitap yayınlamaması da bu izlenimi pekiştirdi. Karşıtları tarafından "esersiz şair" olarak adlandırıldı. Hemen her kesimden eleştiriler aldı.
1918'de Yeni Mecmua'da yayınlanan ürünleriyle büyük ilgi uyandırdı. Daha sonra Edebi Mecmua, Şair, Büyük Mecmua, Şair Nedim, Yarın, İnci, Dergah gibi dergilerdeki şiirleriyle kendini yol gösterici olarak kabul ettirdi. Ölümünden sonra yayınlanan eserleri iki bölüm halinde değerlendirilir. "Kendi Gök Kubbemiz" ve "Eski Şiirin Rüzgarıyla." Bu iki eser Yahya Kemal'in baş yapıtlarını bir araya getirir. "Eski Şiirin Rüzgarıyla"daki şiirlerden "Açık Deniz", "Itrî", Erenköyü'nde Bahar", "Nazar", "Ses", "Çin Kâsesi", "Deniz Türküsü" şairin çok özel ürünleridir. Daha çok Nedîm'den yola çıktığı bu şiirlerde, günlük yaşamın parıltısını elden çıkardığı, dekadan bir girişimin aşırı incelikleri ve dil yabancılaşmasıyla bir tür resim sanatına yöneldiği görülür. "Kendi Gök Kubbemiz"deki şiirlerde ise temelde bir "aşk" ve "İstanbul" şairi olarak görünür. "Vuslat" şiiriyle erotik temaları örselemeden şiire getirir. Bir yandan da tarih tutusuyla dinci ve milliyetçi bir görünüm kazanmaya başlar. "Süleymaniye'de Bayram Sabahı", "Ziyaret", "Atik Valide'den İnen Sokakta" gibi şiirleri bu durumun örnekleridir. Düzyazıları "Peyam" gazetesinde yayınlanan yazılarıyla, "Çamlar Altında Sohbetler"den oluşur. Bu yazılardan bazıları "Süleyman Sadi" ya da "S.S" imzasını taşır. Ayrıca Büyük Mecmua ve Dergah'ta söyleşiler yaptı, eleştiriler yazdı, bunları Hakimiyet-i Milliye gazetesinde sürdürdü. Bitmemiş şiirlerinin bir bölümü 1976'da "Bitmemiş Şiirler" adıyla yayınlandı.
1913'te Darüşşafaka'da edebiyat ve tarih öğretmenliği yaptı. Medresetü'l-Vaizin'de uygarlık tarihi dersi verdi. Mütarekeden sonra Âti, İleri, Tevhid-i Efkâr, Hakimiyet-i Milliye dergilerinde yazılar yazdı. Arkadaşlarıyla "Dergâh" dergisini kurdu. Yazılarıyla Milli Mücadele'yi destekledi. 1922'de barış anlaşması için Lozan'a giden kurulda danışman olarak yer aldı. 1923'te Urfa milletvekili oldu. Cumhuriyet'in kurulmasından sonra Varşova ve Madrid'de ortaelçisi olarak görevlendirildi. Daha sonra sırasıyla Yozgat, Tekirdağ, 1943-1946'da da İstanbul milletvekili oldu. Halkevleri Sanat Danışmanlığı yaptı. 1949'da Pakistan Büyükelçisi iken emekli oldu. Yaşamının son yıllarını İstanbul'da Park Otel'de geçirdi. Tutulduğu müzmin barsak kanamasının tedavisi için 1957'de Paris'e gitti. Bir yıl sonra Cerrahpaşa Hastanesi'nde aynı hastalık nedeniyle öldü.
Selanik yıllarında "Esrar" takma adıyla şiir yazmaya başladı. İstanbul'da Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin'in şiirleriyle tanıştı. İrtika ve Mâlumât dergilerinde "Agâh Kemal" takma adıyla Servet-i Fünun'u destekleyen şiirler yazdı. Paris'te Fransız simgecilerinin şiirlerine yakınlık duydu. Fransız şiiriyle kurduğu yakınlık, Türk şiirine faklı bir açıyla bakmasını sağladı. Türk şiiri ve Türkçe söz sanatlarını inceledi. "Mısra haysiyetimdir" sözüyle şiirde dizenin bir iç uyumla, musiki cümlesi halinde kusursuzlaştırılması gerektiğini anlatır. Şiirleriyle olduğu kadar şiirle ilgili görüşleriyle de büyük yankı uyandırdı. Ona göre divan şiiri "yığma" bir şiirdi. parçacılık ve belirsizlik üzerine kuruluydu. Tanzimat şairleri bu şiiri birleştirme çabalarında yetersiz kalmıştı. Servet-i Fünun'cular yapay ve yapmacık bir dille yetinerek öze inememişlerdi. Oysa sanatçı kendi ulusunun dilini bulmalıydı. Batı'dan edindiği yüksek beğeniyle, Batı şiirine öykünmeyen yerli bir şiire yöneldi. Biçime ağırlık tanıdı. Esinlenmenin yerine dil işçiliğini getirdi. Arka planında bir tarih bulunan şiirlerinde imgeye de yer vermedi. Dize çalışmasındaki titizliği "az ve güç yazıyor" izlenimi uyandırdı. Yaşadığı sürede hiç kitap yayınlamaması da bu izlenimi pekiştirdi. Karşıtları tarafından "esersiz şair" olarak adlandırıldı. Hemen her kesimden eleştiriler aldı.
1918'de Yeni Mecmua'da yayınlanan ürünleriyle büyük ilgi uyandırdı. Daha sonra Edebi Mecmua, Şair, Büyük Mecmua, Şair Nedim, Yarın, İnci, Dergah gibi dergilerdeki şiirleriyle kendini yol gösterici olarak kabul ettirdi. Ölümünden sonra yayınlanan eserleri iki bölüm halinde değerlendirilir. "Kendi Gök Kubbemiz" ve "Eski Şiirin Rüzgarıyla." Bu iki eser Yahya Kemal'in baş yapıtlarını bir araya getirir. "Eski Şiirin Rüzgarıyla"daki şiirlerden "Açık Deniz", "Itrî", Erenköyü'nde Bahar", "Nazar", "Ses", "Çin Kâsesi", "Deniz Türküsü" şairin çok özel ürünleridir. Daha çok Nedîm'den yola çıktığı bu şiirlerde, günlük yaşamın parıltısını elden çıkardığı, dekadan bir girişimin aşırı incelikleri ve dil yabancılaşmasıyla bir tür resim sanatına yöneldiği görülür. "Kendi Gök Kubbemiz"deki şiirlerde ise temelde bir "aşk" ve "İstanbul" şairi olarak görünür. "Vuslat" şiiriyle erotik temaları örselemeden şiire getirir. Bir yandan da tarih tutusuyla dinci ve milliyetçi bir görünüm kazanmaya başlar. "Süleymaniye'de Bayram Sabahı", "Ziyaret", "Atik Valide'den İnen Sokakta" gibi şiirleri bu durumun örnekleridir. Düzyazıları "Peyam" gazetesinde yayınlanan yazılarıyla, "Çamlar Altında Sohbetler"den oluşur. Bu yazılardan bazıları "Süleyman Sadi" ya da "S.S" imzasını taşır. Ayrıca Büyük Mecmua ve Dergah'ta söyleşiler yaptı, eleştiriler yazdı, bunları Hakimiyet-i Milliye gazetesinde sürdürdü. Bitmemiş şiirlerinin bir bölümü 1976'da "Bitmemiş Şiirler" adıyla yayınlandı.
ESERLERİ
ŞİİR:
Kendi Gök Kubbemiz (1961)
Eski Şiirin Rüzgârıyla (1962)
Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş (1963)
Bitmemiş Şiirler (1976)
DÜZYAZI:
Aziz İstanbul (1964)
Eğil Dağlar (1966)
Siyasi Hikayeler (1968)
Siyasi ve Edebi Portreler (1968)
Edebiyata Dair (1971)
Çocukluğum Gençliğim Siyasi ve Edebi Hatıralarım (1973)
Tarih Musahabeleri (1975)
Mektuplar-Makaleler (1977)
Hazırlayan: Hasan Hüsnü GÜNER
hasanhguner@yahoo.com.tr
KURTLAR VADİSİ PUSU İLE NEREYE KOŞUYORUZ
Son zamanların en çok izlenen dizisi şüphe yok ki; Kurtlar Vadisi Pusu’dur. Perşembe akşamlarında izleyenleri ekrana kilitleyen ve yayımlandığı kanalda reyting rekorları kıran diziden bahsediyorum. Eskiden Perşembe akşamları yani cuma gününden bir önceki gece başka şeylerle hatırlanırdı. O akşamlarda genellikle Yasin-i Şerif ve çeşitli sureleri okuyup tüm merhumlarımıza hediye ederdik ve Perşembe akşamları yapılan bu ibadetlerle hatırlanırdı.Lakin şimdi söz konusu akşamlar, artık Kurtlar Vadisi Pusu ile hatırlanır oldu. Bu arada hemen belirtelim; yukarıda zikrettiğimiz ibadetler günümüzde yapılmıyor değil; ancak Perşembe akşamları bu ibadetlerle değil de bahsettiğimiz dizi ile anılır oldu. Bence milli ve manevi değerlerini önemseyen bir milleti ilgilendiren bu hususu belirttikten sonra, söz konusu diziyle ilgili dikkatimi çeken başka hususları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Geçenlerde bir toplu taşıma aracında seyahat ederken hemen önümdeki koltukta oturan 4-5 yaşlarındaki bir erkek çocuğu, babasıyla bir önceki akşam izlemiş olduğu diziyi konuşuyordu. Sonra çocuk birden babasının kulağına ağzına yaklaştırıp fısıldayan bir sesle:”Baba dün akşam Abdülhey, niye Hakan’ın kafasına sıkmadı ki, sıkıp da bitirseydi ya işini?” diyordu. Değerli okurlarım; lütfen dikkat buyurun, çocuk bu cümlesini söylerken babasının kulağına fısıldayarak söylüyor. Yani bunun kötü bir şey olduğunu biliyor ve öyle ulu orta bir yerde pervasızca söylenemeyeceğinden habersiz değil.4-5 yaşındaki bir çocuktan “kafasına sıkmak” deyimini duymak, herhalde sizlerin de tüylerini diken diken etmiştir.Bir başka husus ise ÖSS’ye hazırlanan bir gencin, eğer korkmazsa kan vermesini isteyen hocasına vermiş olduğu cevaptır. Öğrenci hocasına aynen şu cevabı veriyor: “Ne korkacağız Hocam! Biz Kurtlar vadisiyle büyümüşüz.” Bilmem ki yoruma gerek var mı? Kan ve cesaret deyince öğrencinin aklına gelen şey: Kurtlar Vadisi oluyor.
Son hususa gelince, bildiğim kadarıyla dizide sigara içilmesinin gösterilmesi yasaklanmış; ancak benim izlediğim son bölümde 25-30 dakikalık bir sürede 3 ayrı sahnede uyuşturucu madde alımı gösterilmişti.Şimdi, yukarıya yazdıklarımla bu dizinin hayranlarını kızdırmış olabilirim. Değerli okurlarım; söz konusu dizinin çeşitli başarılarına diyeceğim yok. Aynı zaman Türk dizi hayatına kazandırdıklarını da takdirle karşılıyorum. Ülke meselelerinde bizlere perdenin arkasını göstermeye çalıştıklarından dolayı da kendilerine ayrıca teşekkür ediyorum.Ancak, yukarıda yazdıklarıma herhalde, sizlerde hak vereceksinizdir. Bu hususların dikkate alınması gerekmektedir. Eğer dikkate alınmaz ve bunlara bir çare bulunmazsa, bunun cezasını hep birlikte çekeceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmasın. İlla bir şeyleri yaparken bir başka şeyleri de yıkmak zorunda mıyız? Bir milletin teminatı o milletin gençleri değil midir? Eğer ki bir milletin teminatı o milletin gençleri ise o milletin sorumlularının kendi gençlerine zarar verecek her türlü olumsuzluklardan koruması icab etmez mi? Yani istediğim şey bu ve benzeri dizlerde gençlere zarar veren her türlü hal ve hareketlere karşı daha bilinçli olmamız.
Unutmayalım ki! “gencinde umut olmayan bir milletin yarınında da umut olmaz”
ŞİİR:
Kendi Gök Kubbemiz (1961)
Eski Şiirin Rüzgârıyla (1962)
Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş (1963)
Bitmemiş Şiirler (1976)
DÜZYAZI:
Aziz İstanbul (1964)
Eğil Dağlar (1966)
Siyasi Hikayeler (1968)
Siyasi ve Edebi Portreler (1968)
Edebiyata Dair (1971)
Çocukluğum Gençliğim Siyasi ve Edebi Hatıralarım (1973)
Tarih Musahabeleri (1975)
Mektuplar-Makaleler (1977)
Hazırlayan: Hasan Hüsnü GÜNER
hasanhguner@yahoo.com.tr
KURTLAR VADİSİ PUSU İLE NEREYE KOŞUYORUZ
Son zamanların en çok izlenen dizisi şüphe yok ki; Kurtlar Vadisi Pusu’dur. Perşembe akşamlarında izleyenleri ekrana kilitleyen ve yayımlandığı kanalda reyting rekorları kıran diziden bahsediyorum. Eskiden Perşembe akşamları yani cuma gününden bir önceki gece başka şeylerle hatırlanırdı. O akşamlarda genellikle Yasin-i Şerif ve çeşitli sureleri okuyup tüm merhumlarımıza hediye ederdik ve Perşembe akşamları yapılan bu ibadetlerle hatırlanırdı.Lakin şimdi söz konusu akşamlar, artık Kurtlar Vadisi Pusu ile hatırlanır oldu. Bu arada hemen belirtelim; yukarıda zikrettiğimiz ibadetler günümüzde yapılmıyor değil; ancak Perşembe akşamları bu ibadetlerle değil de bahsettiğimiz dizi ile anılır oldu. Bence milli ve manevi değerlerini önemseyen bir milleti ilgilendiren bu hususu belirttikten sonra, söz konusu diziyle ilgili dikkatimi çeken başka hususları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Geçenlerde bir toplu taşıma aracında seyahat ederken hemen önümdeki koltukta oturan 4-5 yaşlarındaki bir erkek çocuğu, babasıyla bir önceki akşam izlemiş olduğu diziyi konuşuyordu. Sonra çocuk birden babasının kulağına ağzına yaklaştırıp fısıldayan bir sesle:”Baba dün akşam Abdülhey, niye Hakan’ın kafasına sıkmadı ki, sıkıp da bitirseydi ya işini?” diyordu. Değerli okurlarım; lütfen dikkat buyurun, çocuk bu cümlesini söylerken babasının kulağına fısıldayarak söylüyor. Yani bunun kötü bir şey olduğunu biliyor ve öyle ulu orta bir yerde pervasızca söylenemeyeceğinden habersiz değil.4-5 yaşındaki bir çocuktan “kafasına sıkmak” deyimini duymak, herhalde sizlerin de tüylerini diken diken etmiştir.Bir başka husus ise ÖSS’ye hazırlanan bir gencin, eğer korkmazsa kan vermesini isteyen hocasına vermiş olduğu cevaptır. Öğrenci hocasına aynen şu cevabı veriyor: “Ne korkacağız Hocam! Biz Kurtlar vadisiyle büyümüşüz.” Bilmem ki yoruma gerek var mı? Kan ve cesaret deyince öğrencinin aklına gelen şey: Kurtlar Vadisi oluyor.
Son hususa gelince, bildiğim kadarıyla dizide sigara içilmesinin gösterilmesi yasaklanmış; ancak benim izlediğim son bölümde 25-30 dakikalık bir sürede 3 ayrı sahnede uyuşturucu madde alımı gösterilmişti.Şimdi, yukarıya yazdıklarımla bu dizinin hayranlarını kızdırmış olabilirim. Değerli okurlarım; söz konusu dizinin çeşitli başarılarına diyeceğim yok. Aynı zaman Türk dizi hayatına kazandırdıklarını da takdirle karşılıyorum. Ülke meselelerinde bizlere perdenin arkasını göstermeye çalıştıklarından dolayı da kendilerine ayrıca teşekkür ediyorum.Ancak, yukarıda yazdıklarıma herhalde, sizlerde hak vereceksinizdir. Bu hususların dikkate alınması gerekmektedir. Eğer dikkate alınmaz ve bunlara bir çare bulunmazsa, bunun cezasını hep birlikte çekeceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmasın. İlla bir şeyleri yaparken bir başka şeyleri de yıkmak zorunda mıyız? Bir milletin teminatı o milletin gençleri değil midir? Eğer ki bir milletin teminatı o milletin gençleri ise o milletin sorumlularının kendi gençlerine zarar verecek her türlü olumsuzluklardan koruması icab etmez mi? Yani istediğim şey bu ve benzeri dizlerde gençlere zarar veren her türlü hal ve hareketlere karşı daha bilinçli olmamız.
Unutmayalım ki! “gencinde umut olmayan bir milletin yarınında da umut olmaz”
Halil BUNSUZ
İletişim:halil.bunsuz@hotmail.com
KÖTÜ NİYETLİ FİLM
Cahillik başa bela gerçekten. İnsanlar yarım yamalak bilgilerle neden iş yaparlar bazen anlayamıyorum. Bu iş yazılmış bir kitap, şiir veya yapılmış bir dizi de olabilir. Bunun içeriği hele kulaktan dini herhangi bir ürünse onun toplumda meydana getireceği tahribatı düşünün. Gelmek istediğim konu aslında geçen hafta gösterime giren “Girdap” adlı film.
Film üniversiteyi kazanmış Umut adlı gencin okul kantininde gördüğü ev ilanını aramasıyla başlıyor. Umut telefonla görüştüğü arkadaşlarıyla anlaşır ve eve yerleşirler. Bir süre sonra umut ve arkadaşları evde garip olaylar yaşarlar. Bunun için bir hocaya başvururlar. Umut hocanın ve yaşadığı olayların etkisiyle dini bir hayata meyletmeye başlar sevgilisini bırakır, namaz kılmaya başlar, annesinin ve kız kardeşinin kapanmalarını ister ama işler daha da ileriye gider ve umut bir intihar bombacısı haline gelir.Aslında bu tür olaylar olmuyor değil. Buna itirazımız yok. Ama her dini eğilim gösteren bu bir öğrenci de, bir işçi de olabilir, terörist olacak diye bir durum söz konusu değildir. İşte itiraz ettiğimiz nokta burasıdır. Bir Müslüman Filistin’de İsrail’in zulmüne uğrayan ya da Irak’ta Amerika’nın sözde özgürlükçü sömürüsüne ve katliamına uğrayan kardeşini düşünüyorsa terörist midir veya el kaide midir? Filmdeki bu tür noktalara dikkat ettiğimiz zaman belki bir kasıt arıyor gibi gözükebiliriz ama böyle olayların olabileceğine zaten ihtimal veriyoruz. Ama önemli olan hiçbir ihtimali düşünmeden sadece neden sonuç ilişkisine bakarak olayları değerlendiren insanların kafasında oluşacak düşüncenin dindar olan kesime olan bakışını nasıl etkileyeceğidir? Böyle düşündüğümüzde belki oyuncuların performanslarıyla artılar kazanan filmin sahip olduğu kötü niyetiyle bunları da kaybettiğini görebiliyoruz.
İletişim:halil.bunsuz@hotmail.com
KÖTÜ NİYETLİ FİLM
Cahillik başa bela gerçekten. İnsanlar yarım yamalak bilgilerle neden iş yaparlar bazen anlayamıyorum. Bu iş yazılmış bir kitap, şiir veya yapılmış bir dizi de olabilir. Bunun içeriği hele kulaktan dini herhangi bir ürünse onun toplumda meydana getireceği tahribatı düşünün. Gelmek istediğim konu aslında geçen hafta gösterime giren “Girdap” adlı film.
Film üniversiteyi kazanmış Umut adlı gencin okul kantininde gördüğü ev ilanını aramasıyla başlıyor. Umut telefonla görüştüğü arkadaşlarıyla anlaşır ve eve yerleşirler. Bir süre sonra umut ve arkadaşları evde garip olaylar yaşarlar. Bunun için bir hocaya başvururlar. Umut hocanın ve yaşadığı olayların etkisiyle dini bir hayata meyletmeye başlar sevgilisini bırakır, namaz kılmaya başlar, annesinin ve kız kardeşinin kapanmalarını ister ama işler daha da ileriye gider ve umut bir intihar bombacısı haline gelir.Aslında bu tür olaylar olmuyor değil. Buna itirazımız yok. Ama her dini eğilim gösteren bu bir öğrenci de, bir işçi de olabilir, terörist olacak diye bir durum söz konusu değildir. İşte itiraz ettiğimiz nokta burasıdır. Bir Müslüman Filistin’de İsrail’in zulmüne uğrayan ya da Irak’ta Amerika’nın sözde özgürlükçü sömürüsüne ve katliamına uğrayan kardeşini düşünüyorsa terörist midir veya el kaide midir? Filmdeki bu tür noktalara dikkat ettiğimiz zaman belki bir kasıt arıyor gibi gözükebiliriz ama böyle olayların olabileceğine zaten ihtimal veriyoruz. Ama önemli olan hiçbir ihtimali düşünmeden sadece neden sonuç ilişkisine bakarak olayları değerlendiren insanların kafasında oluşacak düşüncenin dindar olan kesime olan bakışını nasıl etkileyeceğidir? Böyle düşündüğümüzde belki oyuncuların performanslarıyla artılar kazanan filmin sahip olduğu kötü niyetiyle bunları da kaybettiğini görebiliyoruz.
KERİM BARAN
KARACAAHMET (42504 Hit)
Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet!
Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!
Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde;
Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde?
Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta;
Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta...
Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek.
Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.
Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık;
Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.
Ebedi gençlik ölüm, desem kimse inanmaz;
Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz.
Karacaahmet bana neler söylüyor, neler!
Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,
Zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm;
Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bölüm...
Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep;
Bu mu dersin, taşlarda donmuş sukuta sebep?
Kavuklu, başörtülü, fesli, başacık taşlar;
Taşlara yaslanmış da küflü kemikten başlar,
Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları;
Süzüyor, sahi diye toprağa basanları.
Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden,
Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.
Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar,
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.
Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih!
Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!
NECİP FAZIL KISAKÜREK
OPERASYON ERGENEKON
ŞAMİL TAYYAR
TİMAŞ YAYINLARI
Bazı komutanların ve devlet içinde görevli kişilerin birbirleriyle yaptıkları görüşmelerde ve yazışmalarda Türkiye’yi sarsacak hangi bilgilere ulaşıldı? Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombalar hakkında Makine Kimya Enstitüsü’nün hazırladığı raporda neler yazılı?
Dağlıca Baskını’nda Türk Milleti’nin kafasını karıştıran soru işaretlerini gün gün takip eden ve askerlerden komutanlara kadar çatışmaya katılan kişilerle görüşen Gazeteci Şamil Tayyar, bu yazışmaları ve çatışmanın olduğu bölgeye ait özel belgeleri ilk kez açıklıyor. İlk kez yayınlanan belgelerle, OPERASYON-ERGENEKON çok konuşulacak!
İstihbarat birimleri arasındaki bu çatışma ve güç mücadelesi Çevik Bir zamanında en yüksek seviyeye çıkmıştı. Bir’in, Emniyet’in elindeki ağır silahları istemesi, Emniyet İstihbaratı’nın ve Emniyet’in güçlenmesinden duyduğu endişeyi ortaya koyuyordu. Mehmet Ağar bu isteğe çok sert bir cevap verdi. Bugün bu güç dengesi tamamen değişiyor.”
“Kuvvet komutanları Ak Parti’ye darbe yapmayı kararlaştırmışlardı. O gece İlker Başbuğ’u arayan Aytaç Yalman’ın kafasına takılan tek bir soru kalmıştı: Hilmi Özkök’ün hazırlattığı gizli ve özel rapor!”
KARACAAHMET (42504 Hit)
Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet!
Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!
Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde;
Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde?
Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta;
Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta...
Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek.
Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.
Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık;
Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.
Ebedi gençlik ölüm, desem kimse inanmaz;
Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz.
Karacaahmet bana neler söylüyor, neler!
Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,
Zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm;
Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bölüm...
Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep;
Bu mu dersin, taşlarda donmuş sukuta sebep?
Kavuklu, başörtülü, fesli, başacık taşlar;
Taşlara yaslanmış da küflü kemikten başlar,
Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları;
Süzüyor, sahi diye toprağa basanları.
Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden,
Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.
Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar,
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.
Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih!
Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!
NECİP FAZIL KISAKÜREK
OPERASYON ERGENEKON
ŞAMİL TAYYAR
TİMAŞ YAYINLARI
Bazı komutanların ve devlet içinde görevli kişilerin birbirleriyle yaptıkları görüşmelerde ve yazışmalarda Türkiye’yi sarsacak hangi bilgilere ulaşıldı? Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombalar hakkında Makine Kimya Enstitüsü’nün hazırladığı raporda neler yazılı?
Dağlıca Baskını’nda Türk Milleti’nin kafasını karıştıran soru işaretlerini gün gün takip eden ve askerlerden komutanlara kadar çatışmaya katılan kişilerle görüşen Gazeteci Şamil Tayyar, bu yazışmaları ve çatışmanın olduğu bölgeye ait özel belgeleri ilk kez açıklıyor. İlk kez yayınlanan belgelerle, OPERASYON-ERGENEKON çok konuşulacak!
İstihbarat birimleri arasındaki bu çatışma ve güç mücadelesi Çevik Bir zamanında en yüksek seviyeye çıkmıştı. Bir’in, Emniyet’in elindeki ağır silahları istemesi, Emniyet İstihbaratı’nın ve Emniyet’in güçlenmesinden duyduğu endişeyi ortaya koyuyordu. Mehmet Ağar bu isteğe çok sert bir cevap verdi. Bugün bu güç dengesi tamamen değişiyor.”
“Kuvvet komutanları Ak Parti’ye darbe yapmayı kararlaştırmışlardı. O gece İlker Başbuğ’u arayan Aytaç Yalman’ın kafasına takılan tek bir soru kalmıştı: Hilmi Özkök’ün hazırlattığı gizli ve özel rapor!”
“O gün, Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın kapısını çalan kişi MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’du. Atasagun, Yalman’ı iki konuda uyardı ve son sözünü söyledi. Aytaç Yalman, bu görüşmeden sonra oyunun dışına çıktı ve kuvvet komutanlarının planı alt üst oldu!”“Ergenekon’un 1 Numara’sı, İstanbul Orduevi’nde otururken önündeki gazeteden Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın isminin üstünü çizdi ve yanına bir not yazdı: ‘Olmadı Yaşar, olmadı’. Sonrası malum, istihbarat servisleri Ergenekon Operasyonu için düğmeye bastılar.”
“Selçuk Üniversitesi’nden bir grup öğretim görevlisi ve öğrenci, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Davutpaşa Kampüsü’nde silah kullanma, bomba yapımı, sabotaj gibi eğitimlere tâbi tutuluyor. Bu kampüs eski Davutpaşa Kışlası’dır. Ergenekon, burayı eğitim alanı olarak kullanıyor.”
Dağlıca Baskını’nın perde arkasını araştıran ve kamuoyuna en doğru bilgileri veren Gazeteci Şamil Tayyar, Türkiye’yi sarsacak gizli belgeleri ilk kez bu kitapta yayınlıyor. Dağlıca Baskını’nda görevli ast subayın cebinden çıkan el çizimi mevzi planları, Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombalar hakkında Makine Kimya Enstitüsü tarafından hazırlanan tetkik raporları, Ergenekon üyelerinin kendi aralarında yaptıkları telefon görüşmeleri, Başbakan R. T. Erdoğan’a emekli bir albay tarafından gönderilen gizli mektup ve kuvvet komutanlarının hazırladığı darbe planları…
OPERASYON: ERGENEKON, gizli kalmış birçok soruya cevap veriyor…
AMA HANGİ ATATÜRK
TAHA AKYOL
DOĞAN KİTAP
Atatürk resimlerinden birini seçerek öbürlerinden çok farklı, hatta öbürlerine zıt Atatürk kurguları yapmak mümkün ve kolaydır. Sol Kemalistlerin kurguladığı Kalpaklı Mustafa Kemal, Milli Mücadele dönemindeki sol resimleri kullanan Musatafa Kemal Paşa' dır. Baş Dostu Lenin' dir. Doğan Avcıoğlu' nun kurguladığı Atatürk' tür bu.
Atillâ İlhan' ın 'Gazi' si de elbette solcudur, ama daha 'Asyalı' dır, Sultan Galiev' le tarihsel duruş beraberliği vardır, o bakımdan Avcıoğlu' nun Atatürk' üne göre Atillâ İlhan' ın Gazi' sinde Müslüman kimliği ve Asyalı vasfı hayli belirgindir.
Necmettin Erbakan' ın ' Atatürk yaşasaydı o da Refah Partili olurdu' sözü, Milli Mücadele' de yoğun bir şekilde İslami terimleri vurgulayan, Kuran' dan ayetler okuyan, dualar eden ve Batı ile savaşan Mustafa Kemal Paşa' ya yöneliktir.
Bir de tabii 'Alafranga Atatürkçüler'in kurguladığı Atatürk var. Bu terim merhum Atillâ İlhan'ındır.
Peki hangisi, hangi Atatürk?
Bu soru yanlıştır. Çünkü...
Mevlevi Mektupları
yakın tarihe ışık tutacak
Daha önce Mevlana ve Mevlevilik ile ilgili çok sayıda önemli çalışma ve esere imza atan Fars Dili ve Edebiyatı Uzmanları Yrd. Doç. Dr. Yakup Şafak ve Yrd. Doç. Dr. Yusuf Öz tarafından yayına hazırlanan, Ferudun Nâfiz Uzluk’a Gönderilen Mevlevi Mektupları isimli eser yayın hayatına sunuldu. Son dönem Mevlevilik tarikatı açısından önemli bilgiler içeren eser, Mevleviliğin üç büyük ismi olan Veled Çelebi, Ahmet Remzi Dede ve Tâhir-Ül Mevlevi’nin Prof. Dr. Ferudun Nâfiz Uzluk’a yazdığı mektuplardan oluşuyor. Eser, Tekin Yayınevi tarafından yayınlanan eser son dönem Mevlevilik araştırmalarına yön verecek nitelikte. Tekin Yayınevi tarafından edebiyat dünyasına kazandırıldı. Ferudun Nâfız Uzluk’a Mektuplar eseri, Tekin Yayın Evi’nin kültür tarihimizin en önemli simalarından biri olan büyük mütefekkir ve mutasavvıf Mevlana’nın 800. Doğum Yıl Dönümü nedeniyle ‘Mevlevilik Kültür Serisi’ adıyla yayına sunduğu kitaplardan beşincisi. Yrd. Doç. Dr. Yakup Şafak Kültür Serisi’ne önümüzdeki günlerde Mevlevilik Araştırmaları isimli eser yakında kültür hayatına sunulacak.
“Selçuk Üniversitesi’nden bir grup öğretim görevlisi ve öğrenci, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Davutpaşa Kampüsü’nde silah kullanma, bomba yapımı, sabotaj gibi eğitimlere tâbi tutuluyor. Bu kampüs eski Davutpaşa Kışlası’dır. Ergenekon, burayı eğitim alanı olarak kullanıyor.”
Dağlıca Baskını’nın perde arkasını araştıran ve kamuoyuna en doğru bilgileri veren Gazeteci Şamil Tayyar, Türkiye’yi sarsacak gizli belgeleri ilk kez bu kitapta yayınlıyor. Dağlıca Baskını’nda görevli ast subayın cebinden çıkan el çizimi mevzi planları, Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombalar hakkında Makine Kimya Enstitüsü tarafından hazırlanan tetkik raporları, Ergenekon üyelerinin kendi aralarında yaptıkları telefon görüşmeleri, Başbakan R. T. Erdoğan’a emekli bir albay tarafından gönderilen gizli mektup ve kuvvet komutanlarının hazırladığı darbe planları…
OPERASYON: ERGENEKON, gizli kalmış birçok soruya cevap veriyor…
AMA HANGİ ATATÜRK
TAHA AKYOL
DOĞAN KİTAP
Atatürk resimlerinden birini seçerek öbürlerinden çok farklı, hatta öbürlerine zıt Atatürk kurguları yapmak mümkün ve kolaydır. Sol Kemalistlerin kurguladığı Kalpaklı Mustafa Kemal, Milli Mücadele dönemindeki sol resimleri kullanan Musatafa Kemal Paşa' dır. Baş Dostu Lenin' dir. Doğan Avcıoğlu' nun kurguladığı Atatürk' tür bu.
Atillâ İlhan' ın 'Gazi' si de elbette solcudur, ama daha 'Asyalı' dır, Sultan Galiev' le tarihsel duruş beraberliği vardır, o bakımdan Avcıoğlu' nun Atatürk' üne göre Atillâ İlhan' ın Gazi' sinde Müslüman kimliği ve Asyalı vasfı hayli belirgindir.
Necmettin Erbakan' ın ' Atatürk yaşasaydı o da Refah Partili olurdu' sözü, Milli Mücadele' de yoğun bir şekilde İslami terimleri vurgulayan, Kuran' dan ayetler okuyan, dualar eden ve Batı ile savaşan Mustafa Kemal Paşa' ya yöneliktir.
Bir de tabii 'Alafranga Atatürkçüler'in kurguladığı Atatürk var. Bu terim merhum Atillâ İlhan'ındır.
Peki hangisi, hangi Atatürk?
Bu soru yanlıştır. Çünkü...
Mevlevi Mektupları
yakın tarihe ışık tutacak
Daha önce Mevlana ve Mevlevilik ile ilgili çok sayıda önemli çalışma ve esere imza atan Fars Dili ve Edebiyatı Uzmanları Yrd. Doç. Dr. Yakup Şafak ve Yrd. Doç. Dr. Yusuf Öz tarafından yayına hazırlanan, Ferudun Nâfiz Uzluk’a Gönderilen Mevlevi Mektupları isimli eser yayın hayatına sunuldu. Son dönem Mevlevilik tarikatı açısından önemli bilgiler içeren eser, Mevleviliğin üç büyük ismi olan Veled Çelebi, Ahmet Remzi Dede ve Tâhir-Ül Mevlevi’nin Prof. Dr. Ferudun Nâfiz Uzluk’a yazdığı mektuplardan oluşuyor. Eser, Tekin Yayınevi tarafından yayınlanan eser son dönem Mevlevilik araştırmalarına yön verecek nitelikte. Tekin Yayınevi tarafından edebiyat dünyasına kazandırıldı. Ferudun Nâfız Uzluk’a Mektuplar eseri, Tekin Yayın Evi’nin kültür tarihimizin en önemli simalarından biri olan büyük mütefekkir ve mutasavvıf Mevlana’nın 800. Doğum Yıl Dönümü nedeniyle ‘Mevlevilik Kültür Serisi’ adıyla yayına sunduğu kitaplardan beşincisi. Yrd. Doç. Dr. Yakup Şafak Kültür Serisi’ne önümüzdeki günlerde Mevlevilik Araştırmaları isimli eser yakında kültür hayatına sunulacak.
Merhaba
1518 defa okundu...













1.7650
2.3276
Yeni tasarımımızı nasıl buldunuz?







