| |
|
* Konya’ya gelmeden önce şehirle ilgili düşünceniz neydi, şimdi ne? Arada ne gibi paralellikler, farklılıklar var?
— 1993 yılında Aydınlıkevler’de bir dostumuzu ziyaret nedeniyle Konya’ya gelmiştim. O zaman Aydınlıkevler, çok kenarda şehrin dışında bir yerdi. Şöyle bir evden karşıya baktığımızda Aydınlıkevler’den ekin tarlaları, düz arazi görünüyordu. Bu nedenle gözümde küçük bir Anadolu şehri olarak canlandırıyordum Konya’yı. 2003 yılında geldiğimizde kış günü de olduğundan hakikaten az gelişmiş bir Anadolu şehri, tabir belki pek uygun düşmeyecek ama büyük bir köy havasında bir şehir gibi geldi bize. Zamanla Konya’ya ısındık. Tabi İzmir’de epey Konyalı var; bizim de Konyalı hısımlarımız vardır. İNSANLAR MERCEDES ALAMIYOR, DÜKKAN AÇAMIYORDU * Genelde emniyet bürokrasisinin mesafeli duruşu vardır, siz şehirle bütünleşmeyi de sağladınız. — Tabi biz huzur ve güvenliği de sağladıkça şehrin gelişmesi de hızlandı, atmosferi de değişti. İnsanlar Mercedes araba alamıyorlar, dükkân açamıyorlardı. Mercedes araba kullandıklarında, düğün yaptıklarında ‘sen bunları yapabiliyorsun, demek ki sende para var, ver bakalım bizim hakkımızı, payımızı’ denilen bir dönem vardı. O dönemden bugünlere geldik. Onun için şehrin sosyal, ekonomik ve kültürel yönden gelişmesinde çorbadaki tuz misali katkımız olduğunu sanıyorum. İnsanlar huzur içerisinde olursa bu gelişmeler yaşanır. * Siz Türkiye genelinde operasyonlarla adınızdan söz ettirdiniz, kaç operasyon yapıldı müdürlüğünüz döneminde, kaç kişi gözaltına alındı, tutuklandı? Bunun bir çetelesini tuttunuz mu? — Yıllar itibariyle sayıyı bilmiyorum ama 50’den fazla organize suçlara yönelik planlı operasyon yaptık. Planlı operasyon dediğimiz en az 6 ay, 1 sene dosya üzerinde çalıştığımız takiplerde bulunduğumuz, operasyona başladığımız zamanda da en az 50-60 tane, 90 tane şüpheli aldığımız çalışmaları kastediyorum. Bunların dışında, Asayiş, Terörle Mücadele, Organize Suçlarla Mücadele birimlerimiz şahane çalışmalar yaptı. Bu alanlarda tüm Türkiye’ye örnek olduk. 2005 yılında Avrupa Uyum Yasaları ile birlikte Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu’nda yapılan bazı değişikliklerle, polisten bazı yetkilerin alınması gibi görülse de, benim polisin yetkilerinin değişmesi olarak ifade ettiğim süreçle birlikte polisin çalışmasında delilden sanığa gitme dönemi başladı. Bu dönemle birlikte biz huzur ve güvenliğin sağlanmasında, suçluların yakalanmasında öncü olduk. * Bu değişik sizin suç ve suçlu karşısında elinizi zayıflattı mı? Bu tür eleştiriler de yapılmıştı, hatırlarsanız. — Hayır, kesinlikle. Şimdi kanunun adaptasyonu, yeniliklerin öğrenilmesi konusunda bir zaman geçiyor. Ama biz hiçbir zaman şikâyet etmedik, devletin yasama organlarının yaptığı kanunları bir an önce öğrenip tatbik etmeye başladık. Bu konuda ben iddialıyım; yasayı Türkiye’de ilk önce biz öğrendik, operasyonlara başladık, daha sonra Ankara, İstanbul, İzmir dahil başka iller bizleri takip etti. * Bu operasyonlarda kaç çete çökertildi? — 50’den fazla çete çökertilmiş oldu. Ama biz burada yakaladıklarımızın sayısını tutmayız. Bizim görevimiz suçluyu yakalayıp adaletin ellerine teslim etmektir. Ondan sonrasına bakmayız. * Ama bazı operasyonlarda zanlıların mahkemelerce serbest bırakılması da size negatif bir unsur olarak yansıdı. Bu bir eksiklik değil mi? — Yok, hiçbir eksiklik değil. Onun takdirini elbette ben yapamam. Ben topladığım deliller çerçevesinde suçluları yakalarım, o çerçevede adalet mekanizması, gerekli değerlendirmeyi yapar. Orası bizi ilgilendirmez. Biz yeterli ölçüde delil bulup bulamadığımıza bakarız. Delil yetersiz görülürse de bizim tutup delil yaratacak halimiz yok. Önemli olan bizim bulduğumuz delillerle tespit yapıp, dosya halinde adalete sunmamızdır. Hakim-savcı delili yeterli görmeyip şüpheliyi serbest bırakabilir, o bizi ilgilendirmez. Veya CMUK’da AB Uyum çerçevesinde yapılan değişikliklerin gereği olarak, polisin yakaladığı şüpheli tutuklu yargılanmak yerine tutuksuz yargılanabilir. Daha önce yakalananların yüzde 70’i tutuklu, yargılanırken, 2005 yılında yapılan değişiklikle bu durum tam olarak tersine döndü. MAĞDURİYET VARSA, ONUN ELEŞTİRİSİ YAPILSIN * Operasyonda zanlılar, yargılama sürecinin sonunda beraat ettiğinde orada zanlı açısından ‘toplumda damgalanma’ gibi bir mağduriyet söz konusu olmuyor mu? — Beraat ettiği zaman elbette öyle bir sonuç olur. İşte o zaman bizi tenkit etsinler. Ben yargılama sonucunda ‘bu adam haksız yere alınmış, adamı sen almışsın, içeride 6 yatmış, iş hayatını, yaşantısını sekteye uğratmışsın, yazık olmuş adama, ayıp etmişler’ dedikleri bir şeyi şimdiye kadar ben duymadım. Serbest bırakılma (tutuksuz yargılanma) ile ilgili şeyleri duyduk ama daha yargılama sonucu beklenmeden bunu sabırsız insanlar söylediler. 50’nin üzerindeki operasyonların neticesinde mahkemelerden şüphelilere ağır cezalar çıktı. * Çok önemli operasyonlar yaptınız, bunlarla ilgili ne gibi tepkiler aldınız? Bazı kritik operasyonlarda baskılara maruz kaldınız mı? — Biz böyle zamanlarda hem baskılara, hem tenkitlere, hem de takdirlere kulağımızı tıkarız. “RİCA GELSE BİLE, BİZİ ETKİLEMEZ” * Operasyonlarla ilgili ‘bir rica geldiğinde’ ne gibi cevap verirsiniz? — Hiçbir rica falan almayız. Öyle bir rica gelse bile o bizim bir kulağımızdan girer, diğerinden çıkar, hiçbir şekilde bizi ilgilendirmez. Eğer bir rica aldıysak o bende kalır, bende kalmıştır, değil şube müdürüne, baş komisere müdür yardımcısına bile gitmez. En fazla il emniyet müdürüne ‘bunun durumu nedir, niye gözaltına alındı’ diye sorulur, biz de cevap veririz. Bunun haricinde, ‘bunu serbest bırak, bunun suçu yok’ diyen çıkmaz, çıkamaz. Çünkü biz öyle gelişigüzel iş yapmıyoruz ki, aylarca çalışmışız. Kaldı ki bunlarla ilgili emri ben vermiyorum ki. Operasyonları bizim şubelerimiz yapıyor, şubelerimizin çalışmalarını ben koordine ediyorum. Adli emri de savcılar veriyor. * Ama bazı operasyonlarla ilgili çeşitli yönlendirmelerin olduğu da söyleniyor. — Hayır, yanlış biliyorsunuz onu. Hiç öyle bir şey olmaz. Polis hiçbir şekilde baskı altında kalmaz. Böyle şeylere kulağımızı tıkadığımız için söylemeye cesaret edemez. “HERKES GÖREVİNİ YAPMIYOR, KENDİMİZİ KANDIRMAYALIM” * 5 yıla yakın hizmet döneminizde, ekibinizle birlikte, suçla mücadelede son derece başarılı neticeler aldınız. Bunun neticesi olarak bir jest yapılması gerekmiyor muydu? Sizin bundan dolayı bir kırgınlığınız var mı? —Hayır, hiç kırgınlığımız yok. Ben başından bu yana hiçbir beklenti içerisine girmedim. Hiç kimseden bir şey istemedim, beklemedim ve beklemem de. Bana burada devlet il emniyet müdürlüğü görevini vermiş, bu konumdaki biri ne yapması gerekiyorsa onu yaptım. Bütün il emniyet müdürlerinin de böyle yapması gerektiğine inanıyorum. Ha yapıyor mu; yapmıyor. Bu bir gerçek, kimse kimseyi kandırmasın. Benim ve benim takımımım çalıştığı kadar bütün illerde çalışmalar olsun, Türkiye güllük gülistanlık olur. Herkes çalışıyor gibi yapıyor ama çalışmıyor. Ama ben hem çalıştım, hem de orkestra şefi gibi ekibimi çalıştırdım. Benim yaptığım bu. *Milletvekilleri ile aranız nasıl? —Milletvekilleri ile aramızda bir problem yaşanmadı görevimiz süresince. Biz bürokrat, onlar parlamenter. Herkes kendi görevini yaptığı sürece bir sıkıntı olmaz. Seviyemizi koruduğumuz ve sorumluluklarımızı bildiğimiz takdirde sıkıntı yaşamayacağımıza inanıyordum. Yapmış olduğumuz çalışmalarda da bunu ön planda tuttuk ve bir sıkıntı yaşamadık. * Peki, emniyet teşkilatındaki amirler, çalışanlar sizi nasıl görüyor? Size karşı korkuyla karışık bir saygıları mı vardı? Bir hata yapma durumu olduğu zaman tavrınız ne oluyordu? —Tabi ki saygı vardır ama hiç korku olduğunu sanmıyorum. Benimle her şeylerini açık açık konuşabilirler. Ama hata yaptıkları zaman, hata yapan kim olursa olsun affetmem. Çünkü hata yapan kişi çalışmıyordur. Gayretli olurlarsa, iyi niyetli olurlarsa başımda taç ederim. Tabi benim bu tavrımda Egeli olmamın ve yaşımın ilerlemiş olmasının verdiği bir olgunluk ve sıcak tutum da var. Gerekirse himayem altında çalışanı alnından öperim, yaptığı çalışmaya göre değişik şekillerle ödüllendiririm. *Sizce bu dönemde ülkemizin en önemli sorunu nedir? Suç açısından ülke nereye doğru gidiyor? —Ülkemizin en önemli sorunu birlik ve beraberlik sorunu. Biz bu sorunu aşarsak, kutuplaşmaları da önlemiş oluruz. Türkiye’de suç oranı her geçen gün biraz daha düşmekte. Polisiye tedbirlerle, suç önleyici zabıta hizmetleriyle suç işlenmesini önlemeye çalışıyoruz. EMNİYET SARAYINA İHTİYAÇ VAR *Konya’da emniyetin alt yapısı, fiziki yapısı siz geldiğinizde nasıldı, siz nasıl değişiklikler yaptınız? Eğer kalsaydım şunu da yapacaktım dediğiniz oldu mu? —Ben Konya’ya geldiğimde polis teşkilatının teknik altyapısı kötü durumdaydı. Örneğin, araçların lastikleri yıpranmıştı, eski model araçlar kullanılıyordu. Bu da polis ekiplerimizin daha etkin çalışmasını engelliyordu. Ben bunu gözlemledikten sonra işe araçları ve teknik altyapıyı yenilemekle başladım. Derdimizi vatandaşlara anlattık. Herkes elinden gelen yardımı yaparak, teşkilatımızın güçlenmesine katkı sağlamaya çalıştı. Bugüne kadar mahalli imkânlarla aldığımız araç sayısı ise 260’ı buldu. 30 kadar araç da Ankara’dan gönderildi ve araç filomuzu yenilemiş olduk. Tabi ki yenileme çalışmalarımız bunlarla sınırlı kalmadı. Dört ayrı polis merkezimizi de yeniledik. Bunun yanında polislerimizin kendilerini ölçüp değerlendirebilmeleri için atış poligonu yaptık. Daha önce atış talimlerinde polislerimiz havaya atış yapıyorlarmış. Bütün bunlar, polislerimizin kendine güven kazanmasını sağladı. Halk da polis ekiplerinin başarılı çalışmasını gördükçe, polisi destekledi. Karşılıklı güven ve destek olunca da başarı geldi. Benim gözlemlediğim kadarıyla Konya Emniyeti için yeni emniyet binası ve Karatay İlçe Müdürlüğü binası yapılması lazım. Karatay İlçe Müdürlüğü için Ali Ulvi Kurucu Caddesi’nin uygun olduğunu düşündüm. Aslında biz bu konuyla da ilgili girişimlere başlamıştık. Karatay Belediyesi’nden burada yapılmasını istediğimiz İlçe Emniyet Müdürlüğü binası için arsa tahsis etmesini istedik. Bu, benim arkadaşlarıma vasiyetimdir diyebilirim. İnşallah arkadaşlar bu konuyu takip ederek önümüzdeki yıl arsa temin edilir ve çalışmalara başlanır. *Emniyet teşkilatının değişik birimlerinin farklı farklı binalarda olması ve aralarındaki mesafenin uzak olması çalışmalarınızda aksaklığa yol açıyor mu? Teşkilatın bir bütün halinde toplanması gerekiyor mu? —Sizin de ifade ettiğiniz gibi emniyet müdürlüklerimiz çok parçalı halde. Kaçakçılık ve organize suçlar başka bir yerde, trafik ayrı yerde, hırsızlık bürosu ayrı yerde, asayiş ayrı yerde, çevik kuvvet ayrı yerde. Böyle olunca tabi çalışmalar verimli olabildiği halde bazen ekipler arasında kopukluk olabiliyor. Bunun da engellenmesi için bir emniyet sarayının yapılması gerekiyor. Öncelikle büyük bir arsanın olması ve bundan sonra da Ankara’nın yatırım planına bu konuyu alarak en az 20-25 bin metre kare kullanım alanı olan bir bina yapması gerekir. Ama bu da kolay değil. EVDE MÜDÜRLÜK SÖKMÜYOR *Özel hayatınızdan bahsedebilir misiniz? Evde nasıl bir aile reisisiniz, evde de müdürlük devam ediyor mu? —Şimdi evde de müdürlüğü devam ettirmeye çalışıyorum ama artık hükümdarlık yavaş yavaş bizden çıkıyor. Bunun bir anısı da var. 25. yıla ulaştığımız gün, evlilik yıldönümümüz aklıma geldi. O zamanlar Ankara’dayım. Bir çiçek aldım, eve götürdüm ve hanıma ‘25.yılını kutlarım hanım’ dedim. Şimdi daha 50 yıl olmadı 37. yılımızdayız. 50 yıl olursa bir daha kutlayacağız. Kazak mıyım, kılıbık mıyım artık siz karar verin. İşimi sevdiğim kadar eşimi ve çocuklarımı da seviyorum. Evde şu an hanımın sözü daha çok geçer. Ben paraları götürür veririm hanıma o gereken harcamaları yapar. * Okuma alışkanlığınız var mı? Kitap okur musunuz? Ne tür kitaplardan hoşlanırsınız? — Aslında okumayı severim. Okuyordum da ama gözümdeki rahatsızlık nedeniyle okumakta biraz zorlanıyorum. Hatta önümüzdeki günlerde bir katarakt ameliyatı olma durumum da var. Bu nedenle okumayı azalttım. * Peki, sizin için model insan kimdir? Kendinize örnek aldığınız bir kahramanınız var mı? — Elbette ki çok sevdiğim, davranışlarını kendime örnek edindiğim birileri oldu ama isim vermek istemiyorum. Ama kendilerine imrendiğim insanlar dürüstlüğüyle, başarısıyla yer etmiş insanlardır. *Konya’da en unutulmaz hatıranız neydi? — Burada unutamadığım en önemli olay, Zümrüt Apartmanı’nın çökmesi olay. Benim Konya’ya yeni geldiğim döneme tesadüf etmişti. Konya’ya geleli 20-21 gün olmuştu. Üzerimde eşofmanlarım vardı. Olayı duyar duymaz hemen üzerime paltomu kaptım facianın meydana geldiği yere geldik. Oradaki kurtarma ekibi içinde yer aldık. *Emeklilikten sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz? Konya’ya yine gelecek misiniz? —Konya’ya her üç beş ayda bir geleceğim. Çünkü benim alnım açık. Hiçbir zaman bir tarafı tutup bir tarafı yıkmadım. Taraf tutmadım. Adil olmaya özen gösterdim. Onun için Konya’daki dostlarımı hep ziyaret edeceğim. Konya manevi değeri çok yüksek bir yer. Konya’yı ve Konya halkını çok sevdim ve benimsedim. Birçok Konyalıdan daha çok Konyalı oldum. Konya benim ikinci memleketim diyebilirim. *Konya’nın en önemli sorunu ne peki sizce? Emniyet açısından bakıldığında suçlar ne yönde? — Konya’nın en önemli sorunu, daha aktifleşememesi. Kabuklarından sıyrılıp, birbirilerine daha çok destek olmaları. Emniyet açısından bakıldığında ise Konya’daki suçların büyük bir kısmı bireysel suçlar. Polis görevini bizim kurduğumuz sistem içersinde sürdürecek. Biz bu sistemi kurmakta epey zorlandık ama iyi bir düzen kurduk. Yeni gelen emniyet müdürünün de bu sistemi bozmayacağına inanıyorum. Sistem değiştirilmek istenirse aksaklıklar çıkabilir. * Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? —Konya’yı ve Konya halkını gerçekten çok seviyorum. | |
|
SÖZÜN ARDI: Çetin ORANLI
Merhaba Gazetesi |
4397 defa okundu...













1.7615
2.3015
Yeni tasarımımızı nasıl buldunuz?







