Bir Salih Tuzcu Dönemi Vardı

Bir Salih Tuzcu Dönemi Vardı

07 Eylül 2008 Pazar 23:11

Konyaya veda etmeye hazırlanan İl Emniyet Müdürü M. Salih Tuzcu, Merhaba Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Çetin Oranlı'nın sorularını cevaplandırdı.


“Polisliğin p’sini bile düşünmüyordum. Polis nedir, ne yapar hiç bilmiyordum o zamanlar. Kısmet işte”

“Militanlar kamplara bölünmüşler, sanki okumaya değil, savaşa gelmişler… Isparta’da eğitim enstitüsünde çok defa taşlandık, bunları unutamam”

“Sabrettik, beklemesini bildik. Bizi kenara çektikleri, 1,5 saat içerisinde (1991 yılında iktidar değiştiğinde) görevi teslim ettiğimiz zamanlar oldu”

Başlarken…
İl Emniyet Müdürü Salih Tuzcu, adı operasyonlarla özdeşleşen, büyük övgüler alan, kimi zaman da eleştirilerle muhatap olan sıra dışı bir bürokrat. Sıra dışılığını ‘tavizsiz adalet duygusu’ kadar samimi ve dobra tarzına da borçlu. Konya’nın yakın tarihine damgasını vuran bir bürokrat olarak mesleki yaşantısına nokta koymaya hazırlanan Tuzcu ile kendisini yer yer duygulandıran, sıcak bir atmosferde söyleşi gerçekleştirdik. Tuzcu’nun tecrübelerinin ve iş disiplinine bağlılığını anlattığı değerlendirmelerin yararlı olacağına inanıyorum. (Ç.O.)

M. SALİH TUZCU, 1948 yılında Denizli’den doğdu.1971 yılında Polis Akademisi'nden mezun oldu. Komiser Yardımcısı rütbesi ile Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü'nde göreve başladı. Isparta, Bursa, Emniyet Genel Müdürlüğünde çalıştı. İzmir Polis Koleji Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü Eğitim Daire Başkanlığı, Polis Başmüfettişliği, Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü yaptı. 2003 Aralık’tan bu yana Konya İl Emniyet Müdürlüğü yapıyor. 18 Eylül 2008 tarihi itibariyle emekliye ayrılacak olan Salih Tuzcu evli ve 2 evlat, 4 torun sahibi.

* Uzun bir mesleki geçmişiniz var, bildiğim kadarıyla meslekte 40 yılı doldurdunuz. Mesleğe nasıl adım attınız, burada ailenizin rolü neydi, nasıl bir aileden geliyorsunuz?
— Bu soruyla 43 yıl öncesine döneceğiz. Babam Devlet Demiryolları’nda çalışan bir memurdu, Denizli’de ilkokula başladım. Denizli’de kenar mahallede oturuyorduk. İmkânlarımız da yok, hatta dedemin evinde kalıyorduk, babamın müstakil bir evi bile yoktu. Onun için biz ilkokulu bitirip ortaokula başladığımızda şartlar demek ki öyle gelişti, fazla çalışmadık, ben 3 dersten bütünlemeye kalmıştım. Ben ortaokul birinci sınıfta iken Sivas’a tayinimiz çıktı. Bütünlemenin verilmesini bile beklemeden babam beni alıp Sivas’a götürmüştü. Bütünleme sınavlarına başka bir ilde girmek durumunda kalınca tabi ki o yıl sınavlarda çaktım. O nedenle ortaokulda benim sene kaybım oldu ve bir yıl gecikmeli mezun oldum. Ortaokul 3’ü okurken Bandırma’ya tayin olduk ve ortaokulu orada bitirdik. DDY’deki görevi nedeniyle devamlı Bandırma’dan Soma’ya, İzmir’e gidiyor, biz de daha o yaşlarda kendi kendimize başımızın çaresine bakma ihtiyacı duyduk. Babası astsubay olan bir arkadaşım, ki benden bir yaş büyük olduğu için ona Uğur Abi diye hitap ederdim, “Ben gitmedim ama sen polis kolejine git” tavsiyesinde bulundu. O zamana kadar polis olmak aklımın ucundan bile geçmemişti. Bunun üzerine 1965’te Polis Koleji sınavına girmek üzere Bandırma’da müracaatta bulundum. Balıkesir’de kendi başıma sınava gittim, oradan da elemeleri geçtikten sonra Ankara’da sınava çağırdılar, yine tek başıma Ankara’ya gitmek üzere yola çıktım. Sınavı kazandıktan sonra 3 yıl polis kolejinde okudum.
POLİS OLUŞUM KISMET İŞİ
* Daha önce polis olmak aklınızın ucundan bile geçmemişti yani.
- Polisliğin p’sini bile düşünmüyordum. Polis nedir, ne yapar hiç bilmiyordum o zamanlar. Kısmet işte. O şekilde mesleğin eğitimlerine başlamış olduk, daha sonra da Polis Akademisi’ne başladık. O yıllarda Polis Akademisi’nde devlet memuru olarak okunuyordu. 30 Haziran 1968’te Polis Akademisi’ne girmemizle birlikte Emekli Sandığına da kayıt olduk. Mesleğimizde dolu dolu 40 yıl yaşadık, 1971 yılında Polis Akademisi’nden mezun olduk, fiilen polis amirliği ile göreve başladık. 37 yıllık polis amirliğimiz var.
* İlk görev yeriniz neresiydi?
— Şanlıurfa merkez. Komiser yardımcısı olarak mezun olunca Çarşı Polis Karakolu’nda amir olarak göreve başladım. İlk müdürüm de bizim teşkilatta meşhur bir isim olan –Allah rahmet eylesin- Ahmet Karakurt’tu. Daha sonra İl Emniyet Müdürlüğü de yapacağımız Şanlıurfa’da karakol amirliği ile mesleğe başladık.
* Aileniz polis olmanızı nasıl karşıladı, bu durumdan mutlu oldular mı?
— İleriki yıllarda elbette gurur duydular ama onlar da polislik mesleği ile ilgili bilgi sahibi değillerdi. Çünkü sülalemizde dahi polis olan yoktu. Ben ailede 4 çocuğun en büyüğüydüm. Bandırma’dan sonra ailem Denizli’ye, Denizli’den de İzmir’e gitti. Biz de bunun üzerine Akademi’de okurken İzmir’e gidip gelmeye başladık.
* Babanız ve yakınlarınız halen İzmir’de mi?
— Evet, o dönemle birlikte babam İzmir’e yerleşti, kardeşlerim de orada kaldı. Biz devlet memuru olarak o gün bugün 40 yıllık hizmet dönemimizi doldurduk.
EĞİTİM ENSTİTÜLERİNDE TAŞLANDIK
* Türkiye’nin iç karışıklıklar yaşadığı, ülkenin siyasi kamplara bölündüğü, güvenlik açısından oldukça zorlu bir dönemde devlet memurluğuna başladınız. Güvenlik güçlerinin büyük sıkıntı içerisinde olduğu bu güç dönemde ne gibi anılarınız vardı?
— Benim mesleğimin ilk yılları Anadolu’da geçti. Mesleki çalkantıların yaşandığı ve Türkiye’nin 80 öncesi kamplara bölündüğü, polisin de Pol-Bir, Pol-Der gibi derneklerle teşkilatın ikiye ayrıldığı dönemde ben Anadolu’da görev yapıyordum. Önce Isparta’da, sonra Bursa’daydım. 12 Eylül’den tam bir sene önce Bursa-İnegöl’e tayinim çıktı. İnegöl’de Merkez Polis Karakol Amiri olarak görev yaptım. Daha sonra da İnegöl Emniyet Amirliği görevinde de bulundum. O zaman taşrada küçük rütbeli olmamıza rağmen o çalkantılı dönemin sıkıntılarını yaşadık. Sabahtan gece yarılarına kadar görev yaptığımız oldu. 1976 ile 1980 arasında eğitim enstitüleri vardı. 6 ayda bir hükümetler değişiyordu o dönemde. Milliyetçi Cephe, Ecevit hükümetleri şeklinde… Her hükümet değiştiğinde bunların sonuçları eğitim enstitülerine yansıyordu. Her hükümet döneminde eğitim enstitülerine adam alınıyor, adeta militan alıyorlardı. Militanlar kamplara bölünmüşler, sanki okumaya değil, savaşa gelmişler, biz de o savaşın ortasında her zaman yerimizi alıyorduk. Hiç unutmam Isparta’da eğitim enstitüsünde çok defa taşlandık.
* Ateş arasındaydınız…
— Hem de nasıl, ne ateşler arasında kaldık. Bir ara komünistler bizi ilçelere sürdürdüler. Güya biz taraflı davranmışız.
* Çok defa sürgün yaşanız mı?
— Defalarca sürgün yaşadık. Milliyetçi Cephe Hükümetleri döneminde de sürgün yaşadık. Hiç kimseye yaranamazdık. Pala bıyıklı solcular bize ‘faşist’, (eliyle yay işaretini göstererek) şöyle bıyıklı ülkücüler ise ‘komünist’ diyordu. Yaranamamamız da normaldi, çünkü biz hiç kimseden yana taraf değildik. Biz hiç kimse tarafından sevilmeyen, her fırsatta hedef alınan kamu görevlileri olarak öyle 3-4 yılımız geçti. Daha sonra İnegöl’e tayin olduk, orada görev yapmaya başladık. İnegöl’ün 1979 yılında nüfusu 50 bindi. İnegöl, mobilya sanayisi ile meşhurdur, halen de aynı durum devam etmektedir. O dönem İnegöl, Kars, Şavşat gibi doğu merkezlerinden ve Artvin gibi Karadeniz illerinden epey göç almıştı. Orada da Dev-Solcular, Troçkistler, ülkücüler, yerli ‘Manavlar’ denilen gruplar vardı. Ortalama 9-10 fraksiyon vardı. 12 Eylül 1979’da orada göreve başlamıştık. Bir yıl boyunca orada terör olaylarıyla uğraştık. 12 Eylül’den sonra da bize etkin görevler verdiler. Sıkıyönetim döneminde de teröristleri toplayın toplayıp Donanma Komutanlığına teslim ettik. O dönemde birçok yerde polislerimizi de gözaltına aldılar.
* 12 Eylül döneminden sonra hayatınız nasıl seyretti?
— 1982 yılında kursa giderek pedagojik formasyon aldık. Ardından Gölbaşı Polis Eğitim Merkezi’ne atandım. Böylece 1982 yılından 1991 yılına kadar Polis Eğitim Merkezi ve Eğitim Daire Başkanlığında mesleğimize eğitimci olarak hizmet verdik. 1991 yılında Eğitim Daire Başkanı iken merkez emniyet müdürlüğüne alınarak kızağa çekildik. Aşağı yukarı 1997 yılına kadar merkez emniyet müdürlüğü ve müfettişlik görevlerinde bulunduk. 1997 yılında da Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğüne atandık.
* Şahabettin Harput ile tanışıklığınız o döneme mi rastlıyor?
— Evet, o dönemde Şahabettin Harput, Şanlıurfa Valisi idi. 1999’un aralık ayına kadar orada görev yaptım. Ben görevden alındıktan birkaç ay sonra Ecevitler oraya gidip bir operasyon yaptılar, ‘Vali bize şöyle yaptı, böyle yaptı’ deyip, bir bahaneyle Vali Şahabettin Harput’u ve yeni emniyet müdürünü de 2000 yılında görevden aldılar. Biz bir müddet daha merkezde polis başmüfettişi olarak görev yaptık. 22 Aralık 2003’te de Konya’ya atanarak buraya geldik.
1,5 SAATTE GÖREVİ TESLİM ETTİĞİM OLDU
* Bu kadar uzun bir mesleki yolculukta, hiç polisliği seçtiğiniz için pişmanlık duyduğunuz oldu mu?
— Hayır, hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Allah’a şükür, 37 yıl fiilen polislik mesleğini yaptım. Çalıştım, çabaladım, devletimi temsil ettim. Hukukun üstünlüğüne her zaman inandım. Sıkıntılı anlarımızda dahi hiçbir zaman yılgınlık göstermedik. Sabrettik, beklemesini bildik. Bizi kenara çektikleri, 1,5 saat içerisinde görevi teslim ettiğimiz zamanlar oldu. 3-5 yıl görev yaptığımız yerler vardı. Orada şahsi evraklarımız var, masamızı temizlememiz gerekiyor, 1,5 saat içerisinde görev teslim edilir mi? Saat 12.00’de bize sarı zarf getirdiler, 13.30’da da geldiler bizim görev yerimize oturdular, ‘hadi bakalım, çık’ dediler. Biz bunları da yaşadık.
* Bu anlattığınız olay, hangi dönemde oldu?
— Eğitim Daire Başkanlığından alındığımız dönemde, 1991 yılında, oldu.
* Yine siyasal iktidar değişikliği sizi vurdu…
— Evet, aynen öyle. Yine de biz bütün bu değişikliklerde hiç yılmadık. Verilen her görevi layıkıyla yerine getirmeye çalıştık.
SORUMLULUĞUN AZAMİSİNİ ALDIK
* Peki, sizin en zor döneminiz ve en zor göreviniz neydi?
— En sıkıntılı olan Milliyetçi Cephe Hükümetleri döneminde Isparta’da 1. Şube Şefi olduğum zaman idi. Şimdiki konumuyla Terör Müdürüydüm, eğitim enstitüleri var, gündüz hem dairenin işlerini yapıyorum, hem de okullara gidiyorum. Oralarda tedbir alıyoruz, iki dönem halinde sürüyor, gece 11-12’ye kadar eğitim devam ediyor. Öğrencilerin dağılmaları, gidip-gelmeleri hep gruplar halinde oluyor, sürekli kavgalar, slogan atmalar falan yaşanıyor. Biz onların arasında kalıyoruz. Özellikle o yıllar çok sıkıntılıydı. Genel olarak bizim bütün görevlerimiz sıkıntılıydı. Sorumluluk alan bir emniyet amiri her zaman için sıkıntı yaşar. Ama sorumluluk almazsanız, ‘görev verdim, yapacaklar’ diye bir kenarda oturup astların iş yapmasını beklerseniz, işte onlar da oturup yaptıkları kadar yaparlar, sen de rahatına bakarsın. Ama bizim yaradılışımızda, karakterimizde öyle bir şey yok. Çalışanla her zaman, her durumda beraber olmuşuz. Fiilen polisin yanında yer almışız, çalışıp çabalamışız. Onun için her dönemde sorumluluğun azamisini almışız üzerimize.
* Mesleki anlamda hedefleriniz gerçekleşti mi?
— Tabii ki gerçekleşti. Bizim mesleğimizde hedef her zaman birinci sınıf emniyet müdürü olmaktır. Biz de Allah’a çok şükür, birinci emniyet müdürlüğünü aldık. 22 yıldır birinci sınıf emniyet müdürü olarak faal görevler de yaptım, müfettişlik gibi merkez emniyet müdürlüğü görevlerinde de bulundum. O birinci sınıfa gelinceye kadar zaten 18 yıl geçmiş, o da ayrı bir meslek dönemi. Onun için normal insanların meslek hayatlarının yaklaşık 2 katı çalışmışım. İki memurun meslek hayatı kadar hizmet sürem var benim. Şöyle bir yönüm de var benim; her zaman devrelerimin önünde yer aldım. Polis kolejine 210 kişi girdik, 147 kişi polis akademisinden mezun olduk. Bu 147 polis amirinden bugün belki 100 kişi bile yoktur. Ama devrelerimden ilk 5’in içerisine girerim. Birinci sınıf emniyet müdürü olduğumda ben herhalde üçüncüydüm.
* Bu da ilginç bir durum değil mi; ortaokulda takılmışsınız ama mesleğinizde ilk sıralarda yer almayı başarmışsınız.
— Evet. Aynen öyle.
EĞİTİMCİ YILLARIMI ASLA UNUTAMAM
* Sadece kariyer açısından sormuyorum; meslekte 40 yıl hizmet vermişsiniz ama ‘şu eksik kaldı’ değdiniz şeyler mutlaka vardır, değil mi? Çünkü hayat devam ettiği sürece iş de, sorun da bitmiyor.
— 1988–1991 yılları arasında üç yıl boyunca Eğitim Daire Başkanlığı yaptım. O zaman emniyet teşkilatının 120 bin civarında sayısı vardı, şimdi 200 bini geçti. Bunların hem eğitimiyle, hem öğrenci-personel alımıyla, hem de hizmet içi eğitim ile meşgul oluyorduk. Teşkilat mensuplarına hem temel eğitim, hem de hizmet içi eğitim vermek benim için çok keyifliydi. Polis akademisine, polis okullarına sürekli derslere gittim. Polis eğitim merkezlerinde çok defa konferanslar verdim. Onlara hitap etmek, genç nesillere faydalı olmak benim için heyecan vericiydi. O güzel günlere doyamadım. Eğitim Daire Başkanlığından alınışım hiç aklımdan çıkmıyor. Çünkü şahane bir görev yapıyordum. Meslektaşlarımızı, yeni genç komiserlerimizi bilgi-görgü yönünden artırmak üzere yurt dışı eğitimlerine gönderiyorduk. Yine hizmet içi eğitimlerle ilgili çok güzel yenilikler yapmıştık. Personel alımlarıyla ilgili olarak da aynı şekilde. Adaletli bir alım yapılsın diye optik okuyucuyu teşkilata ilk önce ben getirdim. Daha önce testleri şablonla değerlendirmeye alıyorlardı. Optik okuyucu ile değerlendirmeler hemen bir gün içerisinde yapılıyordu ve hiç kimse bir şey söyleyemiyordu. Çünkü sağlıklı bir değerlendirme yapılıyor, torpil ortadan kalkıyordu. Biz cesaretle yeniliklerin peşinde olduk, belli doğrultuda hareket etmekten hiçbir zaman çekinmedik.
* Hayat ilkenizi bana bir cümle ile özetleyin desem ne cevap verirsiniz?
— Adaletten, doğruluktan, dürüstlükten ayrılmadan devletime, insanlarıma hizmeti şiar edinmek.
 * Konya’ya gelmeden önce şehirle ilgili düşünceniz neydi, şimdi ne? Arada ne gibi paralellikler, farklılıklar var?
— 1993 yılında Aydınlıkevler’de bir dostumuzu ziyaret nedeniyle Konya’ya gelmiştim. O zaman Aydınlıkevler, çok kenarda şehrin dışında bir yerdi. Şöyle bir evden karşıya baktığımızda Aydınlıkevler’den ekin tarlaları, düz arazi görünüyordu. Bu nedenle gözümde küçük bir Anadolu şehri olarak canlandırıyordum Konya’yı. 2003 yılında geldiğimizde kış günü de olduğundan hakikaten az gelişmiş bir Anadolu şehri, tabir belki pek uygun düşmeyecek ama büyük bir köy havasında bir şehir gibi geldi bize. Zamanla Konya’ya ısındık. Tabi İzmir’de epey Konyalı var; bizim de Konyalı hısımlarımız vardır.
İNSANLAR MERCEDES ALAMIYOR, DÜKKAN AÇAMIYORDU
* Genelde emniyet bürokrasisinin mesafeli duruşu vardır, siz şehirle bütünleşmeyi de sağladınız.
— Tabi biz huzur ve güvenliği de sağladıkça şehrin gelişmesi de hızlandı, atmosferi de değişti. İnsanlar Mercedes araba alamıyorlar, dükkân açamıyorlardı. Mercedes araba kullandıklarında, düğün yaptıklarında ‘sen bunları yapabiliyorsun, demek ki sende para var, ver bakalım bizim hakkımızı, payımızı’ denilen bir dönem vardı. O dönemden bugünlere geldik. Onun için şehrin sosyal, ekonomik ve kültürel yönden gelişmesinde çorbadaki tuz misali katkımız olduğunu sanıyorum. İnsanlar huzur içerisinde olursa bu gelişmeler yaşanır.
* Siz Türkiye genelinde operasyonlarla adınızdan söz ettirdiniz, kaç operasyon yapıldı müdürlüğünüz döneminde, kaç kişi gözaltına alındı, tutuklandı? Bunun bir çetelesini tuttunuz mu?
— Yıllar itibariyle sayıyı bilmiyorum ama 50’den fazla organize suçlara yönelik planlı operasyon yaptık. Planlı operasyon dediğimiz en az 6 ay, 1 sene dosya üzerinde çalıştığımız takiplerde bulunduğumuz, operasyona başladığımız zamanda da en az 50-60 tane, 90 tane şüpheli aldığımız çalışmaları kastediyorum. Bunların dışında, Asayiş, Terörle Mücadele, Organize Suçlarla Mücadele birimlerimiz şahane çalışmalar yaptı. Bu alanlarda tüm Türkiye’ye örnek olduk. 2005 yılında Avrupa Uyum Yasaları ile birlikte Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu’nda yapılan bazı değişikliklerle, polisten bazı yetkilerin alınması gibi görülse de, benim polisin yetkilerinin değişmesi olarak ifade ettiğim süreçle birlikte polisin çalışmasında delilden sanığa gitme dönemi başladı. Bu dönemle birlikte biz huzur ve güvenliğin sağlanmasında, suçluların yakalanmasında öncü olduk.
* Bu değişik sizin suç ve suçlu karşısında elinizi zayıflattı mı? Bu tür eleştiriler de yapılmıştı, hatırlarsanız.
— Hayır, kesinlikle. Şimdi kanunun adaptasyonu, yeniliklerin öğrenilmesi konusunda bir zaman geçiyor. Ama biz hiçbir zaman şikâyet etmedik, devletin yasama organlarının yaptığı kanunları bir an önce öğrenip tatbik etmeye başladık. Bu konuda ben iddialıyım; yasayı Türkiye’de ilk önce biz öğrendik, operasyonlara başladık, daha sonra Ankara, İstanbul, İzmir dahil başka iller bizleri takip etti.
* Bu operasyonlarda kaç çete çökertildi?
— 50’den fazla çete çökertilmiş oldu. Ama biz burada yakaladıklarımızın sayısını tutmayız. Bizim görevimiz suçluyu yakalayıp adaletin ellerine teslim etmektir. Ondan sonrasına bakmayız.
* Ama bazı operasyonlarda zanlıların mahkemelerce serbest bırakılması da size negatif bir unsur olarak yansıdı. Bu bir eksiklik değil mi?
— Yok, hiçbir eksiklik değil. Onun takdirini elbette ben yapamam. Ben topladığım deliller çerçevesinde suçluları yakalarım, o çerçevede adalet mekanizması, gerekli değerlendirmeyi yapar. Orası bizi ilgilendirmez. Biz yeterli ölçüde delil bulup bulamadığımıza bakarız. Delil yetersiz görülürse de bizim tutup delil yaratacak halimiz yok. Önemli olan bizim bulduğumuz delillerle tespit yapıp, dosya halinde adalete sunmamızdır. Hakim-savcı delili yeterli görmeyip şüpheliyi serbest bırakabilir, o bizi ilgilendirmez. Veya CMUK’da AB Uyum çerçevesinde yapılan değişikliklerin gereği olarak, polisin yakaladığı şüpheli tutuklu yargılanmak yerine tutuksuz yargılanabilir. Daha önce yakalananların yüzde 70’i tutuklu, yargılanırken, 2005 yılında yapılan değişiklikle bu durum tam olarak tersine döndü. MAĞDURİYET VARSA, ONUN ELEŞTİRİSİ YAPILSIN
* Operasyonda zanlılar, yargılama sürecinin sonunda beraat ettiğinde orada zanlı açısından ‘toplumda damgalanma’ gibi bir mağduriyet söz konusu olmuyor mu?
— Beraat ettiği zaman elbette öyle bir sonuç olur. İşte o zaman bizi tenkit etsinler. Ben yargılama sonucunda ‘bu adam haksız yere alınmış, adamı sen almışsın, içeride 6 yatmış, iş hayatını, yaşantısını sekteye uğratmışsın, yazık olmuş adama, ayıp etmişler’ dedikleri bir şeyi şimdiye kadar ben duymadım. Serbest bırakılma (tutuksuz yargılanma) ile ilgili şeyleri duyduk ama daha yargılama sonucu beklenmeden bunu sabırsız insanlar söylediler. 50’nin üzerindeki operasyonların neticesinde mahkemelerden şüphelilere ağır cezalar çıktı.
* Çok önemli operasyonlar yaptınız, bunlarla ilgili ne gibi tepkiler aldınız? Bazı kritik operasyonlarda baskılara maruz kaldınız mı?
— Biz böyle zamanlarda hem baskılara, hem tenkitlere, hem de takdirlere kulağımızı tıkarız.
“RİCA GELSE BİLE, BİZİ ETKİLEMEZ”
* Operasyonlarla ilgili ‘bir rica geldiğinde’ ne gibi cevap verirsiniz?
— Hiçbir rica falan almayız. Öyle bir rica gelse bile o bizim bir kulağımızdan girer, diğerinden çıkar, hiçbir şekilde bizi ilgilendirmez. Eğer bir rica aldıysak o bende kalır, bende kalmıştır, değil şube müdürüne, baş komisere müdür yardımcısına bile gitmez. En fazla il emniyet müdürüne ‘bunun durumu nedir, niye gözaltına alındı’ diye sorulur, biz de cevap veririz. Bunun haricinde, ‘bunu serbest bırak, bunun suçu yok’ diyen çıkmaz, çıkamaz. Çünkü biz öyle gelişigüzel iş yapmıyoruz ki, aylarca çalışmışız. Kaldı ki bunlarla ilgili emri ben vermiyorum ki. Operasyonları bizim şubelerimiz yapıyor, şubelerimizin çalışmalarını ben koordine ediyorum. Adli emri de savcılar veriyor.
* Ama bazı operasyonlarla ilgili çeşitli yönlendirmelerin olduğu da söyleniyor.
— Hayır, yanlış biliyorsunuz onu. Hiç öyle bir şey olmaz. Polis hiçbir şekilde baskı altında kalmaz. Böyle şeylere kulağımızı tıkadığımız için söylemeye cesaret edemez.
“HERKES GÖREVİNİ YAPMIYOR, KENDİMİZİ KANDIRMAYALIM”
* 5 yıla yakın hizmet döneminizde, ekibinizle birlikte, suçla mücadelede son derece başarılı neticeler aldınız. Bunun neticesi olarak bir jest yapılması gerekmiyor muydu? Sizin bundan dolayı bir kırgınlığınız var mı?
—Hayır, hiç kırgınlığımız yok. Ben başından bu yana hiçbir beklenti içerisine girmedim. Hiç kimseden bir şey istemedim, beklemedim ve beklemem de. Bana burada devlet il emniyet müdürlüğü görevini vermiş, bu konumdaki biri ne yapması gerekiyorsa onu yaptım. Bütün il emniyet müdürlerinin de böyle yapması gerektiğine inanıyorum. Ha yapıyor mu; yapmıyor. Bu bir gerçek, kimse kimseyi kandırmasın. Benim ve benim takımımım çalıştığı kadar bütün illerde çalışmalar olsun, Türkiye güllük gülistanlık olur. Herkes çalışıyor gibi yapıyor ama çalışmıyor. Ama ben hem çalıştım, hem de orkestra şefi gibi ekibimi çalıştırdım. Benim yaptığım bu.
*Milletvekilleri ile aranız nasıl?
—Milletvekilleri ile aramızda bir problem yaşanmadı görevimiz süresince. Biz bürokrat, onlar parlamenter. Herkes kendi görevini yaptığı sürece bir sıkıntı olmaz. Seviyemizi koruduğumuz ve sorumluluklarımızı bildiğimiz takdirde sıkıntı yaşamayacağımıza inanıyordum. Yapmış olduğumuz çalışmalarda da bunu ön planda tuttuk ve bir sıkıntı yaşamadık.
* Peki, emniyet teşkilatındaki amirler, çalışanlar sizi nasıl görüyor? Size karşı korkuyla karışık bir saygıları mı vardı? Bir hata yapma durumu olduğu zaman tavrınız ne oluyordu?
—Tabi ki saygı vardır ama hiç korku olduğunu sanmıyorum. Benimle her şeylerini açık açık konuşabilirler. Ama hata yaptıkları zaman, hata yapan kim olursa olsun affetmem. Çünkü hata yapan kişi çalışmıyordur. Gayretli olurlarsa, iyi niyetli olurlarsa başımda taç ederim. Tabi benim bu tavrımda Egeli olmamın ve yaşımın ilerlemiş olmasının verdiği bir olgunluk ve sıcak tutum da var. Gerekirse himayem altında çalışanı alnından öperim, yaptığı çalışmaya göre değişik şekillerle ödüllendiririm.
*Sizce bu dönemde ülkemizin en önemli sorunu nedir? Suç açısından ülke nereye doğru gidiyor?
—Ülkemizin en önemli sorunu birlik ve beraberlik sorunu. Biz bu sorunu aşarsak, kutuplaşmaları da önlemiş oluruz. Türkiye’de suç oranı her geçen gün biraz daha düşmekte. Polisiye tedbirlerle, suç önleyici zabıta hizmetleriyle suç işlenmesini önlemeye çalışıyoruz.
EMNİYET SARAYINA İHTİYAÇ VAR
*Konya’da emniyetin alt yapısı, fiziki yapısı siz geldiğinizde nasıldı, siz nasıl değişiklikler yaptınız? Eğer kalsaydım şunu da yapacaktım dediğiniz oldu mu?
—Ben Konya’ya geldiğimde polis teşkilatının teknik altyapısı kötü durumdaydı. Örneğin, araçların lastikleri yıpranmıştı, eski model araçlar kullanılıyordu. Bu da polis ekiplerimizin daha etkin çalışmasını engelliyordu. Ben bunu gözlemledikten sonra işe araçları ve teknik altyapıyı yenilemekle başladım. Derdimizi vatandaşlara anlattık. Herkes elinden gelen yardımı yaparak, teşkilatımızın güçlenmesine katkı sağlamaya çalıştı. Bugüne kadar mahalli imkânlarla aldığımız araç sayısı ise 260’ı buldu. 30 kadar araç da Ankara’dan gönderildi ve araç filomuzu yenilemiş olduk. Tabi ki yenileme çalışmalarımız bunlarla sınırlı kalmadı. Dört ayrı polis merkezimizi de yeniledik. Bunun yanında polislerimizin kendilerini ölçüp değerlendirebilmeleri için atış poligonu yaptık. Daha önce atış talimlerinde polislerimiz havaya atış yapıyorlarmış. Bütün bunlar, polislerimizin kendine güven kazanmasını sağladı. Halk da polis ekiplerinin başarılı çalışmasını gördükçe, polisi destekledi. Karşılıklı güven ve destek olunca da başarı geldi. Benim gözlemlediğim kadarıyla Konya Emniyeti için yeni emniyet binası ve Karatay İlçe Müdürlüğü binası yapılması lazım. Karatay İlçe Müdürlüğü için Ali Ulvi Kurucu Caddesi’nin uygun olduğunu düşündüm. Aslında biz bu konuyla da ilgili girişimlere başlamıştık. Karatay Belediyesi’nden burada yapılmasını istediğimiz İlçe Emniyet Müdürlüğü binası için arsa tahsis etmesini istedik. Bu, benim arkadaşlarıma vasiyetimdir diyebilirim. İnşallah arkadaşlar bu konuyu takip ederek önümüzdeki yıl arsa temin edilir ve çalışmalara başlanır.
*Emniyet teşkilatının değişik birimlerinin farklı farklı binalarda olması ve aralarındaki mesafenin uzak olması çalışmalarınızda aksaklığa yol açıyor mu? Teşkilatın bir bütün halinde toplanması gerekiyor mu?
—Sizin de ifade ettiğiniz gibi emniyet müdürlüklerimiz çok parçalı halde. Kaçakçılık ve organize suçlar başka bir yerde, trafik ayrı yerde, hırsızlık bürosu ayrı yerde, asayiş ayrı yerde, çevik kuvvet ayrı yerde. Böyle olunca tabi çalışmalar verimli olabildiği halde bazen ekipler arasında kopukluk olabiliyor. Bunun da engellenmesi için bir emniyet sarayının yapılması gerekiyor. Öncelikle büyük bir arsanın olması ve bundan sonra da Ankara’nın yatırım planına bu konuyu alarak en az 20-25 bin metre kare kullanım alanı olan bir bina yapması gerekir. Ama bu da kolay değil.
EVDE MÜDÜRLÜK SÖKMÜYOR
*Özel hayatınızdan bahsedebilir misiniz? Evde nasıl bir aile reisisiniz, evde de müdürlük devam ediyor mu?
—Şimdi evde de müdürlüğü devam ettirmeye çalışıyorum ama artık hükümdarlık yavaş yavaş bizden çıkıyor. Bunun bir anısı da var. 25. yıla ulaştığımız gün, evlilik yıldönümümüz aklıma geldi. O zamanlar Ankara’dayım. Bir çiçek aldım, eve götürdüm ve hanıma ‘25.yılını kutlarım hanım’ dedim. Şimdi daha 50 yıl olmadı 37. yılımızdayız. 50 yıl olursa bir daha kutlayacağız. Kazak mıyım, kılıbık mıyım artık siz karar verin. İşimi sevdiğim kadar eşimi ve çocuklarımı da seviyorum. Evde şu an hanımın sözü daha çok geçer. Ben paraları götürür veririm hanıma o gereken harcamaları yapar.
* Okuma alışkanlığınız var mı? Kitap okur musunuz? Ne tür kitaplardan hoşlanırsınız?
— Aslında okumayı severim. Okuyordum da ama gözümdeki rahatsızlık nedeniyle okumakta biraz zorlanıyorum. Hatta önümüzdeki günlerde bir katarakt ameliyatı olma durumum da var. Bu nedenle okumayı azalttım.
* Peki, sizin için model insan kimdir? Kendinize örnek aldığınız bir kahramanınız var mı?
— Elbette ki çok sevdiğim, davranışlarını kendime örnek edindiğim birileri oldu ama isim vermek istemiyorum. Ama kendilerine imrendiğim insanlar dürüstlüğüyle, başarısıyla yer etmiş insanlardır.
*Konya’da en unutulmaz hatıranız neydi?
— Burada unutamadığım en önemli olay, Zümrüt Apartmanı’nın çökmesi olay. Benim Konya’ya yeni geldiğim döneme tesadüf etmişti. Konya’ya geleli 20-21 gün olmuştu. Üzerimde eşofmanlarım vardı. Olayı duyar duymaz hemen üzerime paltomu kaptım facianın meydana geldiği yere geldik. Oradaki kurtarma ekibi içinde yer aldık.
*Emeklilikten sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz? Konya’ya yine gelecek misiniz?
—Konya’ya her üç beş ayda bir geleceğim. Çünkü benim alnım açık. Hiçbir zaman bir tarafı tutup bir tarafı yıkmadım. Taraf tutmadım. Adil olmaya özen gösterdim. Onun için Konya’daki dostlarımı hep ziyaret edeceğim. Konya manevi değeri çok yüksek bir yer. Konya’yı ve Konya halkını çok sevdim ve benimsedim. Birçok Konyalıdan daha çok Konyalı oldum. Konya benim ikinci memleketim diyebilirim.
*Konya’nın en önemli sorunu ne peki sizce? Emniyet açısından bakıldığında suçlar ne yönde?
— Konya’nın en önemli sorunu, daha aktifleşememesi. Kabuklarından sıyrılıp, birbirilerine daha çok destek olmaları. Emniyet açısından bakıldığında ise Konya’daki suçların büyük bir kısmı bireysel suçlar. Polis görevini bizim kurduğumuz sistem içersinde sürdürecek. Biz bu sistemi kurmakta epey zorlandık ama iyi bir düzen kurduk. Yeni gelen emniyet müdürünün de bu sistemi bozmayacağına inanıyorum. Sistem değiştirilmek istenirse aksaklıklar çıkabilir.
* Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
—Konya’yı ve Konya halkını gerçekten çok seviyorum.
 
 
SÖZÜN ARDI: Çetin ORANLI 
Merhaba Gazetesi
 

4397 defa okundu...
Toplam 2 yorum yapılmıştır.
Ramazan Şahin
salih tuzcu
Bende hakkımı salih tuzcuya helal etmiyorum.2004 yılında konyada görev yaptığım yıllarda hiç bir kabahatim olmadığı halde bana hakaret etti.Kaldıkı bir kabahatim olsa disiplin soruşturması açsın,müdürde olsa amirde olsa kimsenin kimseye hakaret etme hakkı yoktur.Ben o yıl şark tayinim olduğu için mahkeme ile uğraşmadım,ancak Allaha havale ettim.

Ozan
Salih Tuzcu
Sizin hiç de adil olduğunuzu düşünmüyorum. Ve siyasetin tam da göbeğinde olduğunuza inanıyorum. Şu söze bakın ya " Ben görevden alındıktan birkaç ay sonra Ecevitler oraya gidip bir operasyon yaptılar". Görevde olan bir bürokratın bunu konuşabilmesi nasıl bir cürettir. Sayın salih TUZCU egolarınızı ön plana çıkartarak yaptığınız operasyonlar unutulmayacaktır. Sizi başarısız ergenekon ve okyanus operasyonları ile anacağız.

İlgili Başlıklar» Eğitim Bir Sen Konya şubesi teşkilat çalışmaları hız kesmiyor
» Kalaycı'dan Başkan Tuzcuoğlu'na ziyaret
» Yazarlar Birliğinden Huzur Sohbetleri
» Bem-Bir-Sen üyeleri iftarda buluştu
» Bir meslek daha bitiyor
» Bir serginin ardından
» 'Bozkır Tarihinde Bir Sayfa'
» Bir asırdır hizmetteler
» Bir nesil yok oluyor
» 'Bir Şiirdir Yaşamak'
» "Tüketiciler Birliği"
» 'Heybetli Bir Çınar'
» İşte Gerçek Bir Karadelik!
» Bir Bayramlaşma da Karatay'da
» Bir demeden iki denmez
» Tuzcuoğlu'ndan esnafa ziyaret
» Belediyeler Birliği semineri
» Bir iş yeri bir eve yetmiyor
» Bir Tabu Daha Yıkıldı
» Bir anket te Konya için

-3°
Çarşamba Perşembe Cuma Cumartesi
Döviz Kurları
DOLAR          1.7615
EURO            2.3015
BORSA          60.675
Yeni tasarımımızı nasıl buldunuz?

Eskisi daha iyidi
Kararsızım
Güzel
Çok güzel
Diğer Anketler
KONYA
  • ADANA
  • ADIYAMAN
  • AFYON
  • AĞRI
  • AKSARAY
  • AMASYA
  • ANKARA
  • ANTALYA
  • ARDAHAN
  • ARTVİN
  • AYDIN
  • BALIKESİR
  • BARTIN
  • BATMAN
  • BAYBURT
  • BİLECİK
  • BİNGÖL
  • BİTLİS
  • BOLU
  • BURDUR
  • BURSA
  • ÇANAKKALE
  • ÇANKIRI
  • ÇORUM
  • DENİZLİ
  • DİYARBAKIR
  • DÜZCE
  • EDİRNE
  • ELAZIĞ
  • ERZİNCAN
  • ERZURUM
  • ESKİŞEHİR
  • GAZİANTEP
  • GİRESUN
  • GÜMÜŞHANE
  • HAKKARİ
  • HATAY
  • IĞDIR
  • ISPARTA
  • İÇEL
  • İSTANBUL
  • İZMİR
  • KAHRAMANMARAŞ
  • KARABÜK
  • KARAMAN
  • KARS
  • KASTAMONU
  • KAYSERİ
  • KIRIKKALE
  • KIRKLARELİ
  • KIRŞEHİR
  • KİLİS
  • KOCAELİ
  • KONYA
  • KÜTAHYA
  • MALATYA
  • MANİSA
  • MARDİN
  • MUĞLA
  • MUŞ
  • NEVŞEHİR
  • NİĞDE
  • ORDU
  • OSMANİYE
  • RİZE
  • SAKARYA
  • SAMSUN
  • SİİRT
  • SİNOP
  • SİVAS
  • ŞANLIURFA
  • ŞIRNAK
  • TEKİRDAĞ
  • TOKAT
  • TRABZON
  • TUNCELİ
  • UŞAK
  • VAN
  • YALOVA
  • YOZGAT
  • ZONGULDAK
Foto Galeri Video Galeri
Türkler

yeni

TSUNAMİ

unix öğreniyoruz

Konyadan Resimler

Konya'da Lale

Tüm Galeriler
konya yemekleri
Haber Arşivi  |   Künye  |   İletişim  |   Giriş sayfam yap  |   Sık Kullanılanlara Ekle  |   Sitene ekle  |  
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
Tüm hakları sakldır
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz